spoiler vardır
7/10
·376 syf.··
2026 5. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 13:10
Çok üzüldüm. Çok ama çok üzüldüm. Üzüldüğüm için ayrı bir kendime sövdüm. Öyle iki arada bir derede bıraktı beni. Yitip giden hayatlar… Bazen ölen kurtuluyor, asıl acı geride kalanlara kalıyor. En çok da ailelere üzülüyorum. Ölen çocuğun ailesi için tarif edilmesi zor bir acı var ama öldüren çocuğun ailesi için de başka bir yıkım başlıyor. Özellikle bu kitap için konuşuyorum, yanlış anlaşılmasın. Ciara’nın annesi yıllarca kendini ben onun annesiydim diye suçlamış. Babası vicdan azabına dayanamayarak intihar etmiş. Geriye iki çocuk kalmış: Ciara ve ablası. Ama ablası diğer kardeşinin adını bile duymak istemiyor. Çünkü o kardeş, ölen çocuğun katillerinden biri. Ne yazık ki bunlar bize yabancı konular değil. Haberleri ne zaman açsak benzer olaylarla karşılaşıyoruz. Cinayetler, şiddet, hayatı daha yeni başlamış gençlerin yok olup gitmesi… Bazen yetişkinler, bazen de bu hikâyedeki gibi henüz çocuk yaşta olanlar böyle karanlık işlere karışabiliyor. Çoğu insan suç işlemiş çocukların, zaman geçtikçe değişebileceğine inanıyor. Yaptıkları korkunç şeyin ağırlığını o an değil, iş işten geçtikten sonra fark ettiklerini; büyüdükçe bunu daha iyi idrak edip pişmanlık duyacaklarını düşünüyorlar. Bu pişmanlığın zamanla onları olgunlaştıracağını, yaptıklarından ders çıkaracaklarını ve bir gün topluma daha iyi, daha vicdanlı bir insan olarak geri dönebileceklerini umut ediyorlar. Bir yandan da bazıları, böyle çocukların bu hâle gelmesinde ailelerinin ve büyüdükleri ortamın büyük payı olduğunu söylüyor. Sevgi, ilgi ya da doğru yönlendirme görmeden büyüyen bir çocuğun yanlış yollara sapmasının daha kolay olduğunu düşünüyorlar. Yani yapılan şey ne kadar korkunç olursa olsun, o çocuğun nasıl bir ailede ve hangi şartlar içinde yetiştiğini de göz ardı etmemek gerektiğini savunup bir şans verilmesini gerektiğine inanıyorlar. Bana göre bazıları polyanacılık yapıyor. Bir söz var ya kendi evine ateş düşmediği sürece anlamayamazsın diye öyle bu durumda Yine de bazen ben de durup düşünüyorum. Sonuçta özellikle bu kitaptaki Oliver ve Shane daha 12–13 yaşında çocuklar. Kimse on yıl sonra, yirmi yıl sonra nasıl birine dönüşeceklerini; hangi düşünceleri savunacaklarını, nasıl bir hayat süreceklerini kesin olarak bilemez. Belki de büyüdüklerinde çok iyi insanlara dönüşeceklerdi. Küçükken yaptıkları şeyin ne kadar korkunç olduğunu gerçekten idrak edip, bunun ağırlığıyla daha iyi bir insan olmak için çabalayacaklardı. Ben olsam, şahsen hiç risk almazdım. Dünyada bir sürü çocuk var; onların hayatını düşünürdüm. Birkaç kişinin değişme ihtimali uğruna başkalarının güvenliğini tehlikeye atmayı göze alamazdım. Tabii bunu söylemek kolay. Çünkü çevremde böyle bir durum hiç olmadı. Ama “ya olsaydı?” diye düşününce bile insanın içi huzursuz oluyor. Kaç yıl geçerse geçsin, en ufak bir öfke anında aklıma aynı soru gelirdi: “Yine bir şey yapar mı?” Belki hiçbir şey olmayacaktı ama o ihtimal bile insanı sürekli tetikte tutar, içten içe kemirirdi. Özellikle bazı çocuklar için hiç umut yok. Evet, bu bir önyargı ve kitapta da tam olarak buna benzer bir şeyden bahsediliyordu. Oliver doktor bir ailenin çocuğu; düzenli bir hayatın içinde büyümüş, güzel ve nezih bir sitede yaşayan, dışarıdan bakınca her şeyi yolunda görünen bir çocuk. Shane ise bambaşka bir tablo: sıradan, hatta biraz silik; tombul yüzü, sivilceleri, sınıfta kalmışlığı ve başarısızlıklarıyla daha zor bir hayatın içinden gelen bir çocuk. Yetkililer de, Oliver’in düzgün ve bakımlı görünüşünü bilinçdışı olarak daha “masum” saymışlar. Shane ise görünüşü ve sosyal durumu nedeniyle daha sert bir cezaya çarptırmışlar. Yani suç kadar, bir çocuğun dış görünüşü ve çevresi de kararları etkileyebiliyor ve bu çok korkunç. Özellikle bu olayda suçlunun Oliver olduğunu bilmek... Bu kitap üzerinden konuşacak olursak, Oliver’e gerçekten çok üzüldüm. Cezaevini bir kenara bırakacak olursak bile, bence cezasını fazlasıyla çekti. Serbest kaldığı günden son nefesine kadar, hem ölen çocuk için hem de Shane için derin bir pişmanlık içinde yaşadığını düşünüyorum. Bu yüzden uyku problemleri bile vardı; vicdanı sürekli onu rahat bırakmıyordu. Yaşamıyorsa bile, peşindekiler sayesinde büyük bir korku ve utanç içinde olduğuna inanıyorum. Ama ben Oliver’in gerçekten yaşadığına inanıyorum. Son anında Ciara’ya yaptığı itiraf, bana göre bunun en açık kanıtıydı; içindeki pişmanlık ve vicdan azabını gösteriyordu. Onun için Ciara'dan kendisini kurtarmasını istemedi. Yine yalan söyleyebilirdi, yine susabilirdi ama bunu yapmadı. Gerçekten çok üzücü şeyler bunlar. Kitapta olduğu için üzülüyorum; gerçek hayatta olsaydı asla empati kuramazdım. Çünkü kitapta Oliver’ın düşüncelerini okuyabiliyoruz, iç dünyasını görebiliyoruz. Ama gerçek hayatta, o kişilerin zihninden neler geçtiğini bilmemiz mümkün değil; hiçbir şekilde bunu tahmin etme olasılığımız da yok maalesef.
1000Kitap
56 GünCatherine Ryan Howard · Olimpos Yayınları · 2023331 okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.