·120 syf.····Okunma: 10 Mart 2026 15:39 İranlı yazar ve belgesel yapımcısı Atiye Attarzade, belgesel çalışmaları sırasında gözleri görmeyen ve şifalı bitkilerden ilaçlar yaparak hayatını idame ettiren annesiyle yaşayan, genç bir kızla tanışmış ve ondan aldığı ilhamla yazmış “Şifalı Bitkilerle Ölme Rehberi”ni.
Kitap, baştan sona, gözleri görmeyen, yirmi iki yaşındaki isimsiz anlatıcımızın içsel monoloğundan oluşuyor. Beş yaşındayken geçirdiği bir kaza sonucu görme sinirleri zedelenen anlatıcımız, zamanda zikzaklar çizerek bize annesini, özlediği ve artık hayatında olmayan babasını ve hepsinden daha büyüleyici şekilde de kendi evrenini anlatıyor. Anlatıcımızın annesi her gün, düzenli olarak kitap okuyor ona; bunların kimi Borges, Flaubert gibi yazarların edebi eserleri kimi ise tıp ya da botanikle ilgili kitaplar. Beş yaşından beri dış dünyayı sadece dokunarak, koklayarak ve işiterek algılayabilen anlatıcımız da bu kitaplar vasıtasıyla hem kendi zihninde, kendine özgü bir dış dünya yaratıyor hem de bu dış dünya imgesinden hareketle pek çok şeyi sorgulamaya başlıyor; hayat, zaman, evren, ölüm üzerine düşünürken muazzam bir içsel yolculuğa davet ediyor okuru da.
Şiirsel anlatımıyla metin boyunca büyülüyor Attarzade ama bu lezzetli dilin yanı sıra çok etkileyici, çok acayip bir şey de yapıyor: Gözleri görmeden bir insan dünyayı nasıl algılar, kitapları dış dünyaya köprü olarak kullanan biri nasıl bir evren yaratır kendine, zihninden neler geçer bunu iliklerinize kadar hissettiriyor size öncelikle. ‘Normallik’ hatta yer yer bilgelikle deliliğin arasındaki ince çizgide ustalıkla geziniyor; zihnin sınırlarını, insanın hayal gücünün yapabileceklerini ruhunun kuytularıyla birleştiriyor ve sonuç olarak bir insan nasıl bambaşka bir evren, bambaşka bir dünya olur, etkileyici bir şekilde gösteriyor. 1980-90’lı yıllarda İran’da yaşanan siyasi olaylar da arkada yer buluyor kendine.
Daha önce üzerine pek düşünmediğim ve hiç bilmediğim bir dünyaya büyüleyici bir adımdı benim için her şeyden önce bu kitap. Yazarın belgeselci kimliği nedeniyle gerçeğin dümdüz kurgulaştırıldığı bir metin bekliyordum, çok güzel bir yanılgı oldu. Bayılıyorum böyle yüz sayfada hem bu kadar derinlikli hem de edebi açıdan böyle lezzetli olmayı başarabilen kitaplara.