Saye'nin validesine
İnsan ruhu, her an değişen tecellilerin mahalli olarak tıpkı mevsimler gibi daimi bir devir içindedir. Kimi zaman coşkun bir nehir gibi bendini aşarak taşar, kimi zaman ise derin bir sükunetle kendi iç denizine çekilir. Kaleme ve kağıda aşina bir ruh için yazmak, yalnızca satırları dolduran bir ifade biçimi değil, varoluşun ağır yükünü hafifleten manevi bir sağaltım ve adeta bir nefes alma alanıdır. İslam ilim geleneğinde okumak her ne kadar bir kapı açsa da, yazmak o kapıdan içeri süzülüp hakikatin zirvesine tırmanmak demektir. Zira dinlemekle yetinmeyen, kalemle kayıt altına alan bir zihin, bilgiyi sadece öğrenmekle kalmaz, onu ruhuna nakşederek kendine mal eder. Hazreti Ali’nin buyurduğu gibi, ilim bir avdır, onu yazmak ise bağlamaktır. Bir gaye uğruna, kronometre hassasiyetiyle planlanmış bir hayat yürüyüşünde sabır, en büyük azıktır. Ancak bu yolculukta insanı kuşatan yalnızlık, beklenen desteklerin yokluğu ve nefsin önüne koyduğu görünmez takozlar, zaman zaman iradeyi örseleyip hüzne kapı aralayabilir. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin ifade ettiği gibi, bu dünya darül hizmettir, darül mükafat değil. Hizmetin ağırlığı altında ezilen ruh, bazen hiçbir şey yapmama isteğiyle dolar. Güçlü bir irade bile kalbin o değişken tabiatına mağlup düşebilir. Kronometre ile çalışan biri için böyle anlarda zaman durur, kitaplar açılmaz, kalemin ucu müsvedde kağıdın beyazlığında donup kalır ve bu uygulamaya girip daha fazla vakit geçirir. İnsanın en verimli yaşında bu anları bir iç boşlukla geçirmesi ve sonradan bu değerli vakitlerin zayi oluşuna hayıflanması, aslında ruhun bir yol arkadaşına, hayatın fırtınalarında Allah bizimle diyerek elini tutacak bir refikaya duyduğu özlemin tezahürüdür. Nesil yetiştirme davasında, ilmin ve irfanın ilk öğretmeni olan o "Saye'nin validesi" modelini kendi yuvasında canlandıracak, küfüv sırrıyla kalplerin birleşeceği bir hayat arkadaşı, sadece bir arzu değil, bu kutlu yürüyüşün en büyük manevi ihtiyacı ve duasıdır. Bediüzzaman’ın insanın en birinci üstadı validesidir sözüyle işaret ettiği o kutlu mektep, ancak ruhların denkliğiyle kurulabilir. İnsan bazen kalemiyle değil, bu hüzünlü bekleyişiyle bir hikaye yazar. Şairin dediği gibi, dertli olanın feryadı değil, dertsiz olanın suskunluğu korkutmalıdır. Yeter ki bir mümin yetiştirme gayesi, kalbin istikametini belirleyen tek pusula olarak kalmaya devam etsin. Bu yolun yalnızlığı, aslında mülk sahibiyle olan bağın kuvvetlenmesi için bir fırsattır. Yazılan her kelime, çekilen her sabır kronometresi ve edilen her nesil duası, ilahi bir kayıtta ebedileşmektedir.
Duygu ve Düşünce
·
1 +1'leme
·
107 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.