9/10
·128 syf.··
2026 3. kitabı
Mahmut Han o gece sabaha kadar uyuyamadı, sarayın içinde döndü durdu ve düşündü. Ölümü ve hayatı düşünüyor­ du. İnsanları, şu dağlardan, ovalardan kopup gelen kalabalığı düşünüyordu. Bunlar bir erkek ve bir kadının mutluluğu için buraya toplanmışlardı. Dışardan bakınca öyle görünüyordu. Ama bunun altında çok şey vardı. İnanılmaz bir öfke vardı. Yüz bin yılın başkaldırma duygusu vardı. Şu konuşmayan, kı­ pırdamayan öfke... Bir delikanlıyla bir kızın sevdasını bahane eden öfke... Gittikçe zaman bozuluyor ve halk azıtıyor. Bugün benim sarayımın kapısını tutarlar kız bahanesiyle, yarın İstan­ bul şehrini doldurur Padişahın sarayının kapısını tutarlar baş­ ka bir bahaneyle. Vakt erişti gibime gelir. Şu halka bir çare bu­ lamazsak hepimizin kellesi gider. Yarın zulmü bahane ederler, öbürsü gün vergiyi, öbürsü gün sarayımızı, öbürsü gün ekme­ ği... Ve birikirler birikirler... Yüz bin yılın öfkesi ve de acısıyla... Şimdiki gibi sessiz birikirler. Ve bu kalabalığa güç yetmez. On­ larla ordular, bir dünya kadar ordu olsa başa çıkamaz. Bunlar bir araya gelmeyegörsünler, önüne geçilemez. Bir çare, bunları bir araya getirmemek için bir çare... Atlarının başını Küp gölünün üst başındaki mağaranın önü­ ne çektiler. Mağaranın yukarısındaki düzlüğe, aşağılarındaki ya­ maca çadırlar kurulmuştu. Çadırların sönük ışıkları Ağrıya ser­ pilmiş ipileşiyorlardı. Keskin, acı, baş döndürücü bir kokuyla kokuyordu dört bir yan. Sonbaharın, bütün kokuları keskinleşti­ ren kokusuyla kokuyordu. Bir çürük, bir eski dağ elması koku­ suna benziyordu her koku. Yanık otlar, kavrulmuş güçlü çiçek­ ler, kısa, küt, sağlam hışırdaşıyorlardı. Atları bir çalıya bağladı­ lar. Ahmet çakmağıyla çalışa çalışa bir ateş yaktı. Gülbahar, dört yandan kurumuş bol çalı çırpı topladı. Ateşin kıyısına karşı kar­ şıya oturdular. Ahmet heybeden ekmek, kokulu yeşil peynir çı­ kardı. Karşılıklı yediler. Hiç konuşmuyorlar, biribirlerinin gözle­ rine bakamıyorlardı. Yalnız ateş sönmeye yüz tuttukça Gülbahar dışarıya gidiyor, bir büyük kucak çalı çırpı alıp getiriyordu. Du­ man genizlerini yakıyordu ama ikisi de bunun farkında değildi. "Beni nasıl kurtardın Gülbahar? Ne verdin Memoya da be­ nim canımı satın aldın? Memo neyin karşılığı kendi canını ver­ di de benim canımı kurtardı? Memo beni bıraktığı zaman, ken­ disinin öleceğini bilmez miydi? Bunu bana söyle. Bilir miydi, bilmez miydi?" Her yıl, bahar çiçeğe durduğunda, dünya nennilendiğinde, Ağrıdağmın çobanları dört yandan gelirler, kepeneklerini gö­ lün bakır toprağına atıp üstüne otururlar. Bin yıllık sevda top­ rağının üstüne otururlar. Tanyerleri ışırken kavallarını bellerin­ den çekip Ağrıdağmın öfkesini, sevdasını çalarlar. Ve gün ka­ vuşurken bir ak kuş gelir...
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,2bin okunma
·
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.