Çocukken okunan bazı kitaplar vardır; hikâyesi bile tam hatırlanmaz ama bıraktığı his hiç kaybolmaz. Ballı Çörek Kafetaryası benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Ben o romanda olaydan çok mekânı sevdim. O küçük kafeterya… Sanki sayfaların içinden sıcak bir koku yükselirdi. Ballı çöreklerin kokusu, içerideki sessiz sıcaklık, insanların gelip gitmesi… Çocuk aklımla orayı gerçek bir yer gibi düşünürdüm. Hatta bazen keşke böyle bir yer gerçekten olsa, gidip bir köşeye otursam diye hayal ederdim. Belki hikâyesinin her ayrıntısını hatırlamıyorum ama o kafetaryanın sıcaklığını hâlâ hatırlıyorum. Belki de bir kitabın ulaşacağı en yüce mertebe değil midir, yıllar geçse bile insanın içinde bir mekan bırakabilmek...