Bu kadar mı enfes yazılır? Bu kadar mı sade ama bu kadar mı lezzetli olur bir cümle? İnsan okurken bir hikâye okumuyor da sanki deniz kokusu alıyor, martı sesi duyuyor. Sait Faik’in yaptığı şey büyük olaylar anlatmak değil. Küçük insanları, küçük anları öyle bir yazıyor ki insan onların içinde bir insanlık büyüklüğü görüyor. Balıkçı, kahveci, serseri, çocuk… Hepsi birden hayatın kendisi oluyor. ‘Son Kuşlar’ı okurken insanın içinde tuhaf bir duygu oluyor: hem huzur hem hüzün. Sanki güzel bir şey bitiyormuş gibi. Sanki gerçekten son kuşlar uçuyormuş ve biz biraz geç kalmışız gibi. Ah insan Sait… İnsanı sevmenin bu kadar zarif bir yolu varmış meğer.