·
Okunma
·
Beğeni
·
35bin
Gösterim
Adı:
Son Kuşlar
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
134
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607199
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Son Kuşlar
Son Kuşlar
Son Kuşlar
"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum.
Ada 'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

"Haritada Bir Nokta" adlı öyküden
134 syf.
·162 günde·5/10 puan
Sait Faik bana kalırsa bir edebiyat balonudur. Şuan içinizden kızdığınızı biliyorum ama bu benim düşüncem. Okuduğum kitapları genellikle küçük küçük bir sürü hikayeden oluşuyor. Bu eseri de öyle yirmi tane küçük hikayeden meydana gelmiş. Her hikayede abartılı betimlemeler var. Okuyucunun kafasında hayal kurmasına izin vermemiş kendisi bizim yerimize düşünmüş. Hâlbuki kitapla sinemanın arasındaki en büyük fark da bu değil mi. Biri hazır düşünmeni sağlar diğeri okuduğunla hayal kurmanı sağlar. Ben çok artistik lafları sevemiyorum. Umarım linç yemem benim gibi düşünen birileri de vardır.

En beğendiğim hikayecik "haritada bir nokta" oldu. Tüm eserlerinin telif hakkını Darüşşafaka'ya bağışlaması ve Mark Twin cemiyetine Atatürk'den sonra seçilen tek Türk yazar olmasından ötürü her zaman saygım vardır bunu da belirtmek isterim.

Ayrıca burdan Sait Faik'in Abasıyanık kitabı diyen kıza selâm göndermeyi bir borç bilirim :) https://youtu.be/IgAJ-mvB7QE

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
134 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Sait Faik bir tuhaf yazar. Onu ilk okuyuşunuzda öykülerine pek bir anlam veremeyebilirsiniz. "Ee kardeşim bunu niye anlattın ki?" diyebilirsiniz. Çünkü çoğu hikayeler bir sonuca varmaz. Öykünün kaç sayfa sonra biteceğine bakmazsanız kestiremezsiniz ne zaman biteceğini. O yaşadıklarını alır yazıya döker. Beraber balık tutmaya gidersiniz; orada gökyüzüne hayran kalırsınız, martıların uçuşuna, denizin sesine... Uzaklara dalar gidersiniz. "Ne duruyorsun?" diye bağırır Kalafat, tüm huzurunuzu bozar. Balık tut(a?)madan da dönersiniz evinize...

*

Sait Faik, doğa tasvirleri ve insana olan sevgisi ile tanınan bir yazar. Doğa tasvirleri, okuduğum daha iyi (bence) yazarlar olduğu için beni fazla etkilemedi. Fakat bu onu kötü bir yazar yapmaz.

İnsana olan sevgisiyle tanınmasına rağmen, insanlardan kaçtığını ve bir yeraltı insanına dönüştüğünü de görebilirsiniz cümle aralarında. "İnsansız hiçbir şeyin güzelliği yok. Her şey onun sayesinde, onunla güzel" demesine karşın "Senede dört kelime konuşmadığım adama nezaketen gülmeye bile mecbur değilim. Görmemezliğe geliyorum. Başımı çeviriyorum" cümlesini kurması aslında onun çok yönlü bir anlatıma sahip olduğunu gösteriyor. Her şeye rağmen yine de 'insan'sız yapılamayacağını biliyor ve şunu söylüyor:

"Kızıyoruz. Birbirimize giriyoruz. Yine de insanoğlundan söz açmaya uğraşıyoruz."

*

Bütün bunları birleştirdiğimizde öykülerini okurken bazen bir Yaşar Kemal, bazen de Dostoyevski okuduğunuzu hissedersiniz, ama aslında sadece bir Sait Faik okuduğunuzu anlarsınız.
144 syf.
Sait Faik Abasıyanık’ın Mark Twain Derneği’nin Atatürk’den sonra ikinci ve son Türk onur üyesi olduğunu biliyor muydunuz?

14 Mayıs 1939 yılında kabul edildiği üyeliği bilgisi, 1953 yılında Yaşar Kemal’in onunla yaptığı bir röportaj ile basına yansımıştı. Yaşar Kemal onu Kadıköy'de bir bankta oturup insanları izlerken bulur. Ve sorar:
- Ne var ne yok Sait? Hikaye yazıyor musun?
- Yok, yaşıyorum.
"Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir adem oğludur. O daima iyiliği söylemiştir.
Bu adamın üstünden, başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş heybetli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız." der Yaşar Kemal onun için.

Kitabı okurken yukarıda bahsi geçen yalnızlığı iliklerine kadar hissediyor insan. Hatta yapayalnızlık, tarifi imkansız. Pek çok insan arasında olan yalnızlık belki de Sait Faik'in en belirgin özelliklerinden.

Her hikayede deniz var, onun bir ada insanı olmasından mütevellit sanırım. Hayvan, doğa, insan sevgisi var. Yazarken kalbi göğsüne sığmamış hissi veriyor. Yazmalıyım, her güzelliği, insana, dünyaya, iyiliğe dair ne var ise yazmalıyım, der gibi. Minik bir serçe kadar ürkek, çakmak taşı gözleri ile bir atmaca gibi. Eleştirilmeyi sevmiyor hatta kızıyor. Çocuk heyecanı sönmemiş birisi canlandı gözümde.
Her hikayesinde karakterleri şerit gibi betimlemiş. Kilim gibi dokumuş derler ya, o hesap.

Onun okuduğum ilk kitabı idi. Okuduğuma çok memnun oldum. Onun ile tanışmak müthiş bir zevkti. Hayatını da araştırdım biraz. Sürekli annesi ile yaşamış ve İstanbul sokaklarında hep aylak aylak dolanmış. İnsanları gözlemlemiş ve kaleme almış. Üç defa evlenmek istemiş, olmamış. Pek çok arkadaşı olmuş lakin o hep yalnızmış. Belki de bu halinden mutlu idi. "O kadar yalnızım ki o kadar mutluyum" diyordu. Ada insanı, ada kadar yalnız ve cıvıl cıvıl.

Kendisinin de dediği gibi "yazmasaydım deli olacaktım". İyi ki yazmışsın Sait Faik. Seni okumak inanılmaz güzeldi. Teşekkürler.
134 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitabı okurken defayen bahsedilen yalnızlığı iliklerine kadar hissediyor insan. İnsanlar arasında da yalnız olunabileceğini öğreniyoruz Sait Faik’ten..

Her hikayesinde deniz, martı, yalnızlık, hayvan, doğa, insan sevgisi var. Dünyaya dair ne varsa yazmak, yazmak, yazmak istiyor. “yazmasam deli olacaktım” diyor. İyi ki yazmış, iyi ki yazdıklarını okuma fırsatımız olmuş.


Sait Faik’le tanıştığımdan beri onu her okuduğumda hatta her hikayenin sonunda derin bir nefes çekiyorum içime. Sanki onunla denizi seyrediyorsunuz, onunla martının ölümüne üzülüyorsunuz, onunla doğayı, ağaçları, yeşillikleri, kuşları, çocukları seviyorsunuz ve sanki onunla yalnız kalıyorsunuz okurken. Zira o hep yalnızdı. Ama mutluydu. “ölesiye yalnız, ölesiye mesudum” diyordu.

Bu eseri de beni derinden etkiledi.. Öyle inanılmaz güzel ki anlattıkları, anlatımı. Edinin, okuyun. Sizin de yüreğiniz bu güzelliklerle dolsun.. :)
134 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Şimdiye kadar okuduğum en iyi Sait Faik hikayeleri bu kitaptaydı. İnce ince hayatı ve insanları öyle güzel anlatmış ki, duygulanmamak elde değil. Hele birde kitaptaki "Gün Ola Harman Ola" hikayesi var ki, içinize taş gibi oturuyor. Arada dokundurduğu hicivleri de oldukça komikti.

"Canım Mercan Ustam! Ellerinden hürmetle öperim. Biz de bir zanaat ehliyiz: Yazı yazıyoruz a. Ne Mercan Usta'ya, ne kilimleri dokuyan ellere, ne yazmaları boyayanlara, ne kalıpları dökenlere, ne çeşmibülbülleri, üfleyenlere saygı duyduk. Saygı duymadık da ne oldu? Dünyayı birbirine kattık işte... Sofralarımızı, kapılarımızı, gönlümüzü kapadık. Kapadık da ne ettik? Dünyayı birbirine kattık."

Mercan Usta ile mutlaka tanışın. Ve bence Sait Faik'in bütün kitapları okunmalı. Hepsi hayattan birer ders niteliğinde.... Mercan Ustam ve Sait Faik'im ellerinizden hürmetle öperim. Benden bu kadar. Sağlıcakla..
144 syf.
·3 günde·10/10 puan
Sait Faik'in Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabından sonra bu okuduğum ikinci kitabıydı. Hakikaten yazarın içindeki yaşama sevincine ve eşine az rastlanır merhametine hayran kaldım. Sait Faik'i sevmek için öyle çok sebep var ki. Ne demek istediğimi kitaptaki şu kısımla çok daha iyi anlayacaksınız:

"Bıktım doğrusu artık, oturup insanoğlunun çektiğini, çekmediğini anlatmaktan. Bıkmaktan geçtim, Anlatamadım. Yazdım, beceremedim. Kendi kendimi ne aynada, ne düşte, ne hayal de, ne de fotoğrafta göremedim de, tuttum, sarı saçları vardı, dedim. Gözleri yaradana yan bakardı, dedim. Akşamları iki kadeh içerdi, dedim. Şuna güler, şuna üzülürdü, dedim. Ona çok haksızlık ettiler, dedim. Zengine sövdüm. Fakirine enayi gibi acıdım. Neredeyse dünyaya nizamat vermeye kalkacaktım! " (syf 114)
Bu nasıl güzel, ne kuvvetli bir hassasiyet, dünya duyarlılığıdır Tanrım! Hayran olmamak mümkün değil.

Sait Faik, denince aklıma direk olarak Burgazada, Adalar, İstanbul, martılar, Yunan insanlarının hoşgörülü ve mizahsen hayatları, İstanbul'un kaldırım taşlarına vuran soluk insan yüzleri ve yine İstanbul'un zenginlerine savurduğu küfürleri, bunları, sanki tüm bunları gittim gördüm yaşadım. İşte, Sait Faik'i bu denli başarılı bir öykücü yapan da "yaşadıklarını yazması"ydi.

Yaşadıklarını yazıyordu, en çok da hissettiklerini. Hatta şöyle diyordu öyküsünün birinde:

"Söz vermiştim kendime: Yazı bile yazamayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Hakikaten yazmasa bunca kargaşaya karşılık vermese delirecekti bu adam..
Yazara hayranlığım, kitaplarını her okuyuşumda her sayfayı çevirişimde katlanıyor.

Kesinlikle okumalısınız, pamuk gibi bir yüreği, pamuk gibi de bir üslubu var.
İnanıyorum ki, bu kitabı okuyan herkes benim gibi hissediyordur.

Sait Faikler çoğalsın. Dünyamızın böylesine çok ihtiyacı var, 21. Yy'da.

Benden kitapla ilgili birkaç alıntı size:

“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi. ”

"Ama insanlar tuhaf! Kendilerini sevmeyen, önem vermeyene daha bir büsbütün tutuluyor, kendisini küçük görür gibi olana musallat oluyorlar."


Senede dört kelime konuşmadığım adama nezaketen gülmeye bile mecbur değilim.
Sayfa 119 - Dondurmacının Çırağı


“Artık birbirimize karşılıklı öyle kusurlar kondurmuştuk ki, kusursuzluklar, hatta ufak tefek meziyetler bile bir nevi yapmacık tevazu, bir nevi gösteriş haline gelmişti. ”


“Uzun, acı, zehir gibi acı tecrübelerden sonra, bana şimdi artık kendiliğinden bu müdafaa hali geliveriyor.”
Sayfa 32 - Radyoaktiviteli, Röportajlı Hikâye


Kalanını da siz okuyun artık.
Keyifle olsun...
134 syf.
Yarı da bırakmamak adına hergün anlayabileceğim kadar azar azar okuyup bitirdim ama beklentimin altında bir kitap oldu

SAİT FAİK ABASIYANIK
SON KUŞLAR
144 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Eser on dokuz küçük öyküden oluşuyor ve içinde doğa sevgisi ağırlıklı olarak işlenmiş. Deniz, adalar, Rumlar ise hemen hemen tüm öykülerin içinde yer almış...

Yazar bir çok öyküsün de günlük kullanılan kelimeler ile yazmış. Yerel yönetimlerin doğanın katledilişine seyirci kaldığınından duyduğu rahatsızlığı da dile getirmiş. Denize ve doğaya olan sevgisini bu küçücük öykülerle dile getirse de; asıl konunun bir gün doğanın yok olacağı endişesini ve buna sebep olanlardan duyduğu rahatsızlığını gözler önüne sermiş...

Tüm öyküler güzel olsa da ben en çok kitabın adını taşıyan, "Son Kuşlar" adlı öyküyü beğendim...

Kısa öyküleri seven kitap dostlarına okumalarını tavsiye ederim. Yazarın dile sade, öykülerinde belki bir kurgu, olay örgüsü yok ama doğa sevgisinin bu küçücük öykülerde can bulması, okuduğunuza değecektir...
“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi. “

Tanıştık canım Sait’le - ilk başta ben ne okuyorum- “bu adam ne diyor ? “ dedim. Dürüst olacağım- ama sonra öyle bir çözüldü ki düğümlerim, usul usul açıldı cümleler , gözlerimin önünden yaşadı yapılan betimlemeler. Burnuma geldi deniz kokusu, yandan çarklının sesi kulaklarımda çınladı, adanın huzuru geldi evime yerleşti.
Bi adamla tanıştım- kendi halinde , içindeki fırtınalara yelkenden yüreği ile cevap veren Sondu kuşar iki senedir gelmiyordu- ama ben bir zamanlar geldikleri günleri hafızamdan atmayacaktım.
144 syf.
Son Kuşlar kitabının şu cümle belki de en iyi biçimde onun insanlıkla ilgili kaygılarını yansıtıyordu: “Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi.”
144 syf.
Burgazada'da Bir Ayrıksı: Son Kuşlar

Anahtar Kelimeler: Sait Faik, Son Kuşlar, Öykü, Mekân, Ada.


Ada, çoğu yazarın eserinde olduğu gibi, Sait Faik’in öykülerinde de sıkça kullanılan simgesel bir mekândır. Adanın çeşitli özellikleri, yazarlara çeşitli anlatım olanakları sağlar. Adanın özellikleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkan anlatım olanakları yapıtın türüne göre farklı şekillerde ele alınır. Bilincin kaçış mekânı olarak algıladığı adaların modern edebiyat öncesinde en çok ütopya ve "robinsonad" olarak adlandırılan macera anlatılarına mekân olarak seçildiği görülür. Modern edebiyatta ise ada, insan bilincine yansıdığı gibi bir kaçış mekânı olarak belirir.

Sait Faik’in, diğer öykü kitaplarında olduğu gibi Varlık Yayınevi tarafından 1952’de yayınlanan Son Kuşlar isimli öykü kitabında da adalara ve adalılara karşı bir hassasiyet geliştirdiği görülür. Diğer öykü kitaplarında da hep var olan ve derinden derine ilerleyen bu hassasiyet Son Kuşlar’da, toplam on dokuz öyküden on dördünde mekânın ada olması bakımından zirveye çıkar.

Ada, sonsuzluk algısı yaratan denizin kuşattığı, sınırlı bir mekândır. Bir başka deyişle ada, sonsuzluğun ortasında, sonsuzlukla çevrelenmiş sınırlı bir mekândır. Adanın temel gereği ve gerçeği olan dış dünyadan ayrılmışlık ve dış dünyadan ayrılmışlığın yarattığı içeri-dışarı karşıtlığı insan bilincinde adanın bir kaçış mekânı olarak belirmesine yol açar. Günlük yaşam anakarada seyreder ve günlük yaşamın getirdiği içsel huzursuzluk ve kargaşadan bunalan insan adaya sığınır.

Denizin ada ve anakara arasına set çekmesi bireyin bilincine de yansır. Adayı anakaradan bağımsız kılan denizin, günlük yaşamın getirdiği huzursuzluk ve kargaşa karşısında bireyi de yaşamdan bağımsız kılması beklenir. Bu noktada birey, aradığı mutluluğu ve huzuru bulmak, bir bakıma monoton yaşam ritmi karşısında bağımsızlığını sağlamak için günlük yaşamın sirayet etmediği bir mekân olan adayı seçer.

Dış dünyadan, anakaradan kaçan birey adayı olumlar. Dış dünyada özlemini çektiği duyguları burada yaşayan birey, adadan ayrılmak ve dış dünyaya dönmek istemez. Ancak duruma tersi yönden bakıldığında dış dünyada mutlu olan birey için adanın sınırlanmışlığı ve dış dünyadan ayrılmışlığı olumsuz bir noktadır. Çünkü söz konusu sınırlanmışlık ve ayrılmışlık adada tabiatın kurallarını hâkim kılar. Adada yaşayan birey adanın sunduğu imkânlarla yetinmek zorundadır. Böyle bir durumdaki birey için ada kapalı mekân özelliği gösterir ve birey açık mekâna, dışarıya, anakaraya dönmenin hayalini kurar.

Modern edebiyatta, anakaradan ayrılmışlığının dışında, adalar bilinmezlik ve el değmemişlik gibi özelliklerini yitirir. Dünya üzerinde keşfedilemeyen yerin kalmaması ve insanın ırkının gelişen medeniyeti adalara ulaşmayı, adalarda yaşamayı ve adalardan ayrılmayı kolaylaştırır. Dolayısıyla modern edebiyatta adalar, eski çağ edebi ürünlerinin aksine genel olarak varmanın ve ayrılmanın kahramanın elinde olduğu, şartlarının bilindiği mekânlardır.

Adanın sınırlanmışlığı modern edebiyatın da en çok kullandığı özelliktir. Sınırlanmış bir şey, sonsuz veya geniş olan bir şeye göre daha bilinirdir. Dolayısıyla sınırlanmış bir adada karşılaşılabilecek her duruma ve detaylara hâkim olmak diğer mekânlara oranla daha kolaydır.

Sait Faik, hayatının ilk dönemini Adapazarı’nda geçirmiş, daha sonra İstanbul, Bursa ve Grenoble gibi çeşitli şehirlerde yaşamış bir yazardır. Bunun yanında Sait Faik, 1947’de siroz hastalığına yakalanmasının ardından sağlığına kavuşmak amacıyla perhiz yapmanın yanı sıra İstanbul’un yıpratıcı hayatından kurtulmak için hayatını Burgazada’da geçirmeye karar verir. Mekânın on dokuz öykünün on dördünde mekânın ada olduğu Son Kuşlar’ın 1952’de yayınlandığı göz önüne alınırsa söz konusu öykülerin arka plânında 1947’den 1952’ye kadar uzanan bu dönemin yattığı söylenebilir.

Sait Faik’in Burgazada’ya taşındığı dönemde siroz hastalığına yakalanmış olması şüphesiz ki onun ada ve adalı algısını etkiler. Bu algı biçiminin de öykülere yansıması olağandır. Son Kuşlar’daki anlatıcılar aslında Sait Faik’in kendisidir. Öykü hayatı boyunca insana ve adaya karşı bir hassasiyeti bulunan Sait Faik’te bu hassasiyetin Son Kuşlar’da doruk noktasına ulaştığı daha önce söylenmişti. Son Kuşlar’da yer alan öykülerde dikkati çeken, karakterlerin iç dünyalarının ayrıntılı olarak verilmesi ve hayatın çarpık yanlarına bir başkaldırış tavrının bulunmasıdır. Bu tavır, kitaba adını veren Son Kuşlar ile Haritada Bir Nokta, Pay, Türk Ülkesi ve Ağıt gibi öykülerde belirgindir.

Sait Faik’te adayı melez bir kaçış mekânı yapan iki boyut vardır: İnsan ve konum. Öykülerde adalı insanların genellikle sıradan insanlardan ve fakir balıkçılardan seçildiği düşünüldüğünde melez bir kaçış mekânı olan adanın taşra yüzünü insan oluşturur. Melez mekânın merkez boyutu ise adanın merkez mekâna, İstanbul’a olan yakınlığıdır. Nitekim merkeze uzak olan bir ada, melez bir mekânın merkez boyutunu Burgazada’nın üstlendiği şekilde yüklenemez.

Son Kuşlar’da yer alan adalardan en belirgini ve en çok kullanılanı Burgazada’dır. Burgazada öykülerde ne ütopik mekân olarak ne de robinsonad mekânı olarak kullanılmıştır. Burada Burgazada çoğunlukla bir kaçış mekânıdır. Sait Faik, Haritada Bir Nokta isimli öyküde Robinson Crusoe’yu okuduğunun ipucunu verir ve anlatıcı aracılığıyla adalara olan ilgisinin edebiyat eserleri dolayısıyla olmadığını söyler. Son Kuşlar’da yer alan öykülerin hemen tamamında görülen anlatıcının kendi içine sığınması, toplumun içine girmeyip onu bir dış göz olarak izlemesi, geçmişini gözden geçirmesi ve geleceğini yeniden kurgulaması gibi psikolojik süreçler Burgazada’nın bir kaçış mekânı olarak değerlendirilmesini doğrular.

Son Kuşlar’da yer alan öykülerde ada, çoğunlukla olumlanan bir mekândır. Bu olumlamayı zedeleyen iki olgu, balıkçılar arasındaki pay haksızlıkları ve adanın doğal ve mimari dokusunun tahribatıdır. Her iki durumda da adanın olumlanmasını zedeleyen kaynak insanın kendisidir. Buna karşılık bu öykülerde insan her zaman “kötü insan” olarak karşımıza çıkmaz. Adalı bireylerin tek tek ele alındığı öykülerde insan, sevilen, hayranlık duyulan ve özlenen insandır.

Sonuç olarak, Son Kuşlar’da ada kavramı çok boyutlu bir algının yansıması olarak görülür. Adaya; yozlaşma, adaletsizlik, insan sevgisi, doğa ve yabancılaşma gibi çeşitli açılardan yaklaşılır. Çevresine yabancılaşan birey çoğu zaman merkez mekân olan anakaradan kaçarak adaya gelir. Burada kötülüklerden, günlük yaşamın dağdağasından uzak bir yaşam sürmek isteyen birey burada da kötülükleri karşısında bulur. Bu kötülükler, genellikle yozlaşma ve pay adaletsizliğidir. Bu kötülüklerin üstesinden gelemeyen birey kaçış mekânında köşe mekânlar oluşturur.

Eserdeki öykülerde derin bir çevre hassasiyeti de görülür. Son Kuşlar’da doğanın, Barba Antimos’ta mimari yapının ve Türk Ülkesi’nde kültürel yozlaşmanın eleştirisi yapılır. Son Kuşlar’da doğaya bir şey katmayan insan onu yok ederken, Türk Ülkesi’nde kültürü yozlaştıran insanlara yabancılaşılırken yerli ve samimi insanların övgüsü yapılır. Barba Antimos ise insanın orijinal yapılarla donatarak var kıldığı hem de çirkin villalarla yozlaştırdığı bir ada mimarisi çizilir. Yozlaşmanın dışarıdan gelen insanlar tarafından gerçekleştirilmesi, adanın kendiyle sınırlanmışlık ve dış etkilere kapalılık özelliğinin bozulduğunu gösterir.

Kimi öykülerde ise ada, verimsiz toprakların, denizin ve fakir insanların yer aldığı mekândır. Adanın üzerindeki insanları besleyememesi, bireyleri yeni yaşam alanları aramaya yöneltir. Sonuçta yeni yaşam alanı arayışı sonuçsuz kalır ve birey bir döngü sonucunda öz vatanına, adasına geri döner.
Adanın yaratıcı düşünce ile sıradan insan tarafından algılanışındaki farklılıklar da öykülerde izlenir. Yaratıcı düşgücü tarafından şairanelik ve hayranlık hissi uyandıran ada, sıradan insanları temsil eden balıkçılar tarafından aynı şekilde algılanmaz. Sıradan insan somut gerçekten ayrılamaz.
144 syf.
·Beğendi
Sait Faik, bu eserinde genel olarak tabiat, adalar,deniz, balıklar ve Rum balıkçılarından bahsediyor. İçerisi 19 kısa öyküden oluşuyor, her birinde farklı olaylar karşılıyor bizi...
"Yazmasam deli olacaktım" diyor iyi ki yazmış ki bizleri mahrum bırakmamış bu güzelliklerden.

Mini bir öyküsünüde ekleyeyim merak eden olursa diye... (syf7)

Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi.

* Söz vermiştim kendi kendime :
Yazı bile yazmayacaktım.
Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi?
...
Yapamadım.
...
* Yazmasam deli olacaktım. (syf73)

* Ne söylesem boş, ne söylesem anlatamam artık, iyisi susayım, bitireyim hikayemi. (syf93)

Okuyacaklara keyifli okumalar, umarım siz de benim gibi beğenirsiniz...


https://www.youtube.com/watch?v=EA8ln_j_UPg
Bir dinsiz insan olarak dinleyemeyeceğimi, sezemeyeceğimi sandığı insanlığıma söylermiş gibi:
— Tevrat ile İncil ile Zebur ile Kuran ile geldinse merhaba dedi.
Aynı kitabın bile insanları birbirine düşman ettiğini bilmiyolar mıydı?
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 91 - Türkiye İş Bankası Yayınları 20. Basım 2020
Apostol efendi ömründe ya iki ıstakoz yemiştir, ya üç. Belkide hiç yememiştir. Istakoz leş gibi keçi derisi sevdiği için yemediğini sanmayın; kıymetinden ötürü. O, her zaman bir ıstakoz parasına üç beş kadeh içmiş, eve yarım kilo kıyma götürmüş; tuz, üç dört çile pamuk, bir küçük kutu sandal boyası satın almıştır.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 52 - İş Bankası Kültür Yayınları
"...Dűnya değişiyor dostlarım. Gűnűn birinde gõkyűzűnde, gűz mevsiminde artık esmer lekeler gõremeyeceksiniz. Gűnűn birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da gõremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşlar ve yeşillikleri çok gördűk. Sizin için kõtü olacak. Benden hikâyesi. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Kuşlar
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
134
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607199
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Son Kuşlar
Son Kuşlar
Son Kuşlar
"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum.
Ada 'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

"Haritada Bir Nokta" adlı öyküden

Kitabı okuyanlar 5,1bin okur

  • m.
  • özgür deniz adalı
  • anemon
  • Kübra
  • Kitap Müptelası
  • Çisil
  • Ambrosia Urania
  • Ceren Çetinkaya
  • Eylül ÇALIŞ
  • Mikail Balcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.8
13-17 Yaş
%8.5
18-24 Yaş
%28.8
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%15.5
45-54 Yaş
%4.4
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.6
Erkek
%32.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23 (279)
9
%15.7 (190)
8
%25.1 (304)
7
%16 (194)
6
%7.6 (92)
5
%3.8 (46)
4
%1.4 (17)
3
%1.3 (16)
2
%0.8 (10)
1
%1 (12)

Kitabın sıralamaları