·
Okunma
·
Beğeni
·
16,8bin
Gösterim
Adı:
Lüzumsuz Adam
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607861
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
"Sait Faik'e geceleri sinemalarda rastlardım. Tanışmazdık.

Sinemanın ön sıralarına oturur, koltuğuna iyice gömülürdü.

Koyu yeşil bir pardösüsü, çok dar kenarlı, kafasının biraz üstünde kalan kahverengi bir şapkası vardı. Sinema dönüşü dalgın, Beyoğlu'nun gece yarısı kalabalığına dalar, çeker giderdi. Sinemada bulunanlar arasında bu gedikli birinci mevki müşterisinin yazısını okuyan var mıdır acaba, diye çok düşünmüşümdür. Kuşkusuz, yoktu. Sait Faik, edebiyattan hoşlanacak bir okur topluluğunu hazır bulan talihli yazarlardan değildi. Okurunu yetiştiren, eğiten, okuruyla birlikte oluşan bir yazardı. Gerçek talihinin de bu olduğu söylenemez miydi?"
108 syf.
·Puan vermedi
Dostum Faik;

Ey koca Sait! Bakma koca diye seslendiğimi bilirim sen kendini koca görmezsin, ne yaşlanmış görürsün ne de kocamış. Sen kendini her zaman işe yaramayan, kimsenin sevmediği, sevmeye layık olmayan bir lüzumsuz olarak görürsün. Sırası gelmişken sorayım, bir insan kitap yazar içinde kendini anlatır da nasıl ismini Lüzumsuz Adam koyar? Vallahi bir alemsin. Senin hakkında üzerinde düşündüğüm en büyük konu bu bir insan kendini nasıl lüzumsuz hisseder, düşünmekten öte hissediyorum. Biliyorum ki düşünmek ile hissetmek farklı şeylerdir. Ben seni hissediyorum. O güzel hikayelerin arkasındaki Faik’i görüyorum. Kendi cam fanusunun içinden dünyayı seyreden bir Faik. Görülen hiçbir müdahale de bulunulmayan sadece seyredilen bir dünya. Bu nasıl bir yalnızlık?

Biliyor musun günümüzde çocuklara okutuyorlar seni, çocuk kitabı olarak görüyorlar kitaplarını. Biliyorum sen bundan memnun olursun, seversin çocukları ama bu çok trajik bir durum değil be Sait. O kocaman yalnızlığı, huzursuzluğu, lüzumsuzluk hissini çocuklara okutmak vicdansızlık değil mi? Zannediyorlar ki Sait Faik sevgiyi anlattı. Demişsin ya bir yerde “Bir insanı sevmekle başlar her şey,” diye, bu söz herkesin diline pelesenk olmuş. Senin adın geçince bu sözü hatırlıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki devamında da “burada bir insanı sevmekle bitiyor” dediğini. Balığı öpme anın var bir de. Sonra martılara, denize, doğaya olan hayranlığın. Düşünüyorlar ki Sait Faik’in o kadar büyük bir sevgisi vardı ki denizde balıkları öpüyordu. Bilmiyorlar ki sen insanlara sunamadığın sevgiyi doğaya sundun, insanlarda bulamadığın aşkı balıklarda, martılarda aradın. Ah be Sait öpecek insan vardı da biz mi öpmedik, sevilecek insan vardı da biz mi sevmedik.

Yahu Sait sen bu insanlara nasıl katlandın, onlardaki derinliği, masumiyeti nasıl gördün? Ben her baktığımda içlerindeki kini, öfkeyi, kötülüğü görüyorum. Herkes gibi güzel şeylere inanamıyorum, yok bulamıyorum. Sen buldun mu? Bulsan avare avare gezmezdin, doğaya bu kadar hayran olmazdın. En azından senin Orhan Veli’nin vardı be Sait, biz de o da yok. Hayatı daha yaşanılabilir kılan bir Orhan Veli. Bulduğun yerden diyorsun ki bırak bun insanları be İbrahim küçük insanların yanına git, bir balıkçı köyünde yaşa. Olmuyor be Sait vazgeçemiyoruz, biz bir Ece Ayhan değiliz ki her şeyimizi bırakıp gidelim. Bize müstehak belki de böyle bir yaşam.

Bu arada yakında Burgaz Ada’ya geleceğim. Aslında İstanbul’a hiç gelmek istemiyordum ya, sırf senin için geleceğim. Bir göreyim yaşadığın yeri, toprağını. Neler yapmışsın nerelerde yaşamışsın. Mezarına da gelirim, dayanabilirsem elbet. Bir avuç toprak alırım mezarından bir kavanoza koyar saklarım belki de bir bitki ya da bir dal. Saklarım senden bir hatıra olarak. Hikayelerde yazma çalışıyorum senin gibi, senin gibi olamaz ya işte lafın gelişi. Belki diyorum muhayellim de güzel şeyler yaşarım, güzel şeyleri yaşatmaya devam ederim. Ben de kendi cam fanusumdan dünyayı yaşamaya devam ederim. Belki belki belki her şeyimiz bir belki, inanmak için.

Söylemeden edemeyeceğim mektubumu kapatmadan. Yakın zamanda Yaşar Kemal kampı yaptık. Bilirim sen seversin Yaşar Kemal’i. Kaç notunda yazmıştın, dostum Yaşar diye, hem Mark Twain ödülüne aldığında tek ropörtaj verdiğin kişi değil miydi? Bir gülümseme belirdi yüzünde görüyorum. Belki ileride senin kampına da yaparız, sen ve Orhan Veli. Kendinden ziyade Orhan Veli’nin anılmasına sevinirsin bilirim. Merak etme katılanlar ve gönlü bizimle olanlar çok iyi insanlar, yürekleri hem senin hem Orhan’ın sevgisi ile dolu. Yalnız bana bir fenalıklar dokundu, ona da değinmeden geçemeyeceğim. Cam fanusumu kırdılar, beni güzel şeylere inandırdılar. Onlarsız dünya çok daha zor olacak. Dedim ki, bir balıkçı köyünün sakinleri olsak, rızkımızı denizden çıkarsak hep beraber yesek, içsek, dünyanın güzelliklerin yaşasak.
Geldiğimde görüşürüz. En kısa sürede cevabını beklerim, mektuplarımı eksik etmeyeceğim bilesin.

En derin saygı ve en içten sevgilerimle. Seni yüreğinin en derinlerinde hisseden İbrahim.
108 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sevgili Sait Faik için objektif olamıyorum maalesef. Ne yazsa okurum demiştim daha önce de onun için, şimdi ekliyorum; ne yazsa büyük bir zevkle okurum. Varsın kayda değer bir şey anlatmasın. Yoldan geçen birine bakıp hayallere dalsın; tahmin oyunu oynasın kendince. Benim için en güzel kurgulardan bile daha güzel bir hikâye anlatırmış gibi gelir.


Samimiyete vurgunum çünkü ben! Bunca samimiyetsizliğin ortasında, bunca yabancının ortasında, bunca haksızlığın, bunca gözünü hırs bürümüş varlıkların (insan demeye de dilim varmıyor) ortasında kalmışken sığındığım o balıkçı kasabası benim için Sait Faik öyküleri. Ne zaman ihtiyacım olsa koşup gittiğim, ruhumu dinlendirdiğim o gizli yerim benim Sait Faik kasabası. Hiç görmediğim o yerlere duyduğum özlemi dindirdiğim yer.

Nerede yaşamak isterdim mümkün olsa; bir Sait Faik hikâyesinde, satır aralarında. Orada kendime bir dünya kurabilirdim. Bir kuşun bir su birikintisinde banyo yaptığını izlememiş olanlar giremez mesela o dünyaya. Bir balığı hayal ederken asık suratlı olarak canlandıranlar da. Ya da bir sokak köpeğine selam vermeden geçip gidenler de giremez. Bir kadının ellerine bakıp dünyayı güzelleştirenin onlar olduğunu bilmeyenler hiç uğramasın kapıya, uyarı asmak gerekecek. Bu liste uzayıp gider mi dersiniz? Ancak tek bir hayalim vardı; samimiyet azizim! Kalbinde bir miktar sevgi, bir miktar samimiyet olan insanlar. O kadar.

İyi ki geçtin bu dünyadan Sevgili Sait Faik. Umudumun tükenmeye başladığı anlarda imdadıma yetişiyorsun hep!
108 syf.
·5 günde·10/10
Başlangıçları severiz hep. Bir şeye başlamak konusunda ve bir şeye başlarken çok hevesliyizdir, genelde de sonunu getirmeyiz bu hevesin. Ben de şimdi bir yeni yıl, yeni gün hevesiyle uzun zamandır ertelediğim incelememi yapıyorum. Uzun zamandır ertelediğim dediysem de beklenti yükseltmek için değil, sadece buna zaman ayıramamıştım.

Yılın son zamanlarında yapmaya çalıştığım bir şey vardı. Yeni yazarlar, yeni kalemler tanımak. Bu yıl da buna devam etmek istiyorum. Uzaktan tanıdığımı sandığım tüm yazarların kelimelerine dokunmak istiyorum. Belki onlar da benim içime dokunurlar. Nedense yüreğime diyemedim. Uzun zamandır beni öyle yürekten etkileyen bir kitap okuyamadım.

Yeni yıla küçük bir dilek. Umarım hayatımın kitabı ile karşılaşırım!

Sait Faik, uzun zamandır okumak istediğim bir yazar ve bu okuduğum ilk kitabı. Hepsi arasından bunu seçerken beni bu kitaba çeken şey ismi ve kapağındaki kafesti. Lüzumsuz kelimesini seviyorum. Lüzumsuz Adam da benim için iyi bir başlangıç oldu. Kitabın en sevdiğim hikayesi de kitaba ismini veren Lüzumsuz Adam oldu.

Aslında olay örgüsü olmayan şeyleri okurken biraz sıkılırım ve hikayeleri romanlara göre daha az tercih ederim. Bu kitapta ise kesitler o kadar güzel verilmiş ki başını sonunu merak etmeden o anı doyasıya seyrediyor insan. Seyrediyor diyorum çünkü yazmak biraz da resim çizmektir ve seyretmek diyorum çünkü okumak biraz da resmetmektir. Daha açık ve basit söylemem gerekirse betimlemeler çok güzeldi. Gözünüzde canlandırabiliyorsunuz ve ben hikayeleri unutsam bile hala kitapta yapılmış olan sokak tasvirlerine kadar hatırlayabiliyorum.

Bu zamana ait değilim dediğimiz zamanlara ait durumdayız hepimiz. Sadece geçmişe heves ve özlem bitmiyor içimizde. Zaten içinde bulunduğumuz anın kıymetini bilebilsek geçmişe özlemle dolmayız. Burdan gelmek istediğim şey kitap bundan bir müddet önceki Istanbuldan bahsediyor ve ben özlemekten ziyade üzülüyorum. Daha önce gelseydim diyorum, daha güzel bir zamanda.

Çünkü her şey değişiyor; şehirler, hayatımız, standartlarımız, yediklerimiz, konuştuklarımız, dilimiz, hepsi, her şey devamlı değişiyor.

Ben Sait Faik'in zamanlarını sevdim. Kaç gün, ay, yıl önce bilmiyorum ama o tasvirini yaptığı yere ve zamana gitmek istiyorum. Buna ilaveten bazı şeyler değişmesin istiyorum. Bazı şeyler olduğu gibi dursun demiyorsam da değişirken kendini kaybetmesin.

Mesela dilimiz. Bugün bir Sait Faik daha gelmez , bir Sabahattin Ali daha doğmaz bence. Çünkü o kadar bitmiş ki dilimiz, ya da yitirdiğimiz şey her neyse. Hep aynı kelimelerle anlatıyoruz her ne anlatıyorsak. Kısa yoldan birkaç kelimeyle kestirip atıyoruz. Hiçbir şeye uzun uzun bakıp da anlatacak kadar vaktimiz de sabrımız da yok. O yüzden bu kitabı okurken yeni yazarlardan alamadığım o tadı aldım. Ben Sait Faik'i çok sevdim ve onun bir romanını okumak isteği doldu içime.

Şiir kitapları da hikaye kitapları da öyle tek seferde okuyup rafa kaldırmalık değildir bence. Hem zamana yaymalı hem de ara ara tekrar dönmeli insan. Ben tekrar döneceğim zamana kadar diğer kitaplarımın arasına kaldırdım bu kitabı aldığım o güzel lezzetle.

İyi okumalar!
108 syf.
·Beğendi·8/10
Sait Faik benim çocukluğumun, gençliğimin sesidir. Her ne kadar avareliğini örnek almaya çalıştıysam da hayat şartları ikimize de aynı değildi.

Çocukken Taksim'i ilk keşfettiğimiz zamanlardı. Galatasaray Lisesi' nin karşısında bir ayvalık tostçusu vardı. Oranın üst katına çıkar gelen geçeni izler, hayatlarına dair hikayeler uydururduk. Hiç yazılı olmadı, geneli de eğlenceli saçmasapan şeylerdi ama Sait Faik 'teki hikayeciliğin de böyle başladığına inandım hep. Onun yazdıkları hep gerçek kişiler, gerçek düzen, bilindik hikayeler ama muhteşem anlatımıyla vardı.

Istanbul edebiyat için muhteşem bir hazinedir. O zamanlarda yaşayamasak da geçmişe dönebilmek az biraz da olsa kalıntılar peşine gittikçe mümkün oluyor. Yanı Sait Faik'le hala yaşayabiliyorsun. Bir vapura binip Burgazada'ya gidip Sait Faik 'in evine girebiliyor, dolaştığı yerlerde dolaşıyor, içtiği yerlerde aynı sandalyede olmasa da içebiliyorsun. Akşam olunca Semaver Kumpanya tiyatrosuna gidebiliyor onun oyununu izleyebiliyorsun. Kendi de demiyor mu "Tiyatro demek; kardeşlik demektir, erdem demektir, sevgi demektir” . Biz de tüm bu güzellikleri paylaşabiliyoruz. Sonra hikayelerini yaşatmak istiyor (en en sevdiklerimden biri olan) 'Kameriyeli Mezar ' gibi öyküleri yazarın başucunda, onunla ilgili hikayeler uydurarak okuyabiliyorsun .
https://i.hizliresim.com/VDlGNR.jpg

Sait Faik'le olmak çok güzel. Yazdıklarını okumak , onunla aynı dili konuşuyor olmak, onun gözünden bakabilmek , insanları onun gibi anlayabilmek ve sevmek...
İyi ki varmış.
111 syf.
·Puan vermedi
Sait Faik Abasıyanık’ın on dört öyküsünden oluşan güzel mi güzel bizden bir öykü kitabı Lüzumsuz Adam. Evet belki biraz karamsar gibi gelebilir sizlere ama aslında tam olarak demek istediği karamsarlık değil. Anlaşılamamışlık. Belki de biraz aldanmışlık. Evet tamam biraz da azalmışlık duygusu var. Hayatın kanınızdan çekildiğini ve sizin bunun için bir şey yapmak istemediğiniz gibi bir an gibi.

Sait Faik Abasıyanık’ın Lüzumsuz Adam’ında geçen tüm öyküler İstanbul ve İstanbul çevresinde geçiyor. Her biri bizden bizlerden birer öykü. Okurken o sıcaklığı duyabiliyorsunuz. Bizden anlatılan karakterlerde hep bir şeyler görüyorsunuz. Bu gördükleriniz bazen komşunuz oluyor bazen yakın bir arkadaşınız. Bazen yanınızdan geçen biri oluyor bazen semt bakkalınız oluyor. Ama elbet biri oluyor aklınıza gelen. Doksanlarda çocuk olanları bile yakalayan anlar bulabiliyoruz kitapta. Çok daha öncelerden olsada anlatılanlar, bir şekilde tutacak bir yer oluyor bizlerle. Çünkü o yıllarda hala bir yerlerde az biraz masumiyet vardı. Korkunç gelişmişlik, ürkütücü medeniyet bu zamanlarda ki kadar içimize etmemişti o zamanlar. Hala bir birimizin gözüne bakarak konuşuyor, ahlak nedir ne değildir iyi biliyorduk. Sürekli ötekileşen, ötekileşmeyi sevenler değil, bir arada olmak isteyen bir arada çocuk bir arada insan olanlardık. İşte Sait Faik, Lüzumsuz Adam ile bizi o zamanlara götürüyor. İnsanları eleştiriyor yer yer. Hak ediyorlar tabi. Umutsuzluğa da kapılıyor kimi zaman. Sanırım bu zamanları görmüş o zamanlar.
108 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
"Sokakta, bir dükkanda, kalabalık bir yerde durup herhangi bir adamın yüzüne bakarak hayatının hiç olmazsa bir kısmını hikaye etmek mümkündür, hulyasına kapıldım. Netice şu satırlar oldu..."

Çoğumuzun yaptığı bir şeydir kuşkusuz: Yolda geçerken birini görürüz, yüzüne, kıyafetlerine ya da bir bakışına dikkat edip anlamlar yükler nice şeyler düşünüp aklımızda yazarız hikayesini o kişinin. Üzgün mü, mutlu mu, sıkılmış mı ve bu duygularının nedenlerine varana kadar tahmin ederiz belki de. Sait Faik bunu ustalıkla yapıyor. İnsanlara dair izlenimlerini onların ilişkilerini, hislerini bize geçirmeyi başarıyor etkili bir şekilde.

"Ben hikayeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikayesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n'olur?" diyor Sait Faik. Bizim düşündüklerimizi düşünüyor, bizim gördüklerimizi görüyor, etrafına bir yazar gözüyle bakmıyor ancak yine de bize aktardıklarının o tatlı sanatsal tadını alıyoruz.

Yalın, samimi, doğal yazıyor Sait Faik ancak "Sevgilimin etrafını kalabalık gördüğüm zamanki gibi bir yalnızlığa kapılıyorum." gibi bir benzetmeyle de hayranlık uyandırmayı başarıyor bende.
108 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sait Faik'in 14 öyküden oluşan çok keyifle sıkılmadan insana çok şeyler katan bir eser olmuş. İnsan ruhundaki dalgalanmaları hallerini çok iyi ve eğlenceli şekilde analiz etmiş...
88 syf.
·2 günde·10/10
Bu öykü kitabının içinde 14 tane hikaye anlatılmış.Sait Faik hikayelerini yaptığı sözleşmeye binaen Bilgi Yayınevi ile okurlarına ulaştırıyor .Lüzumsuz Adam kitabı ,Sait Faik’in en iyi öykülerinin derlendiği kitap olarak okuyucuya sunulmuş.Hikayelerin kurgusu ,şahışları ve mekanları konusunda bildiğimiz Sait Faik izleri gene belirgin şekilde karşımıza çıkıyor.

Rumlar, mahalle kahveleri, her çağdan kadınlar, balıklar, deniz, kuşlar, anlamsız şehir kalabalıkları ve bundan ürktüğü için daima adasına ,denizine,balığına, kuş seslerine,rengarenk çiçeklere kaçan anlatıcı GÖZ..

Hikayeler akıcı, keyifli bir şekilde kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz ama bilincinizde tanımlayamadığınız bir ürkme, anlamlandıramama gibi bir duygu en sonda zihninizde kalıyorsa benim gibi, biraz Sait Faik hikayeciliği üzerine kafa patlatmış uzman görüşlerine başvurma gereği duyulabilir.Biraz akademik okuma yaptım SFA hikayeciliği hakkında..

Sait Faik hikayeleri okurları bilir,ne okuduğumuzu tanımlarken ilk söylediğimiz cümleler doğal gözlem yeteneğine olan hayranlığımız ve tüm dünyayı sinema seyrettirir gibi Türkçe’yi etkileyici kullanma yeteneği..
İlk bu cümleleri söyleriz.

Peki hiç düşündünüz mü ,Sait Faik’in hikayelerinde satırlar boyu anlattığı kişi siz olsaydınız,üzerinize bir göz dikilmiş, sizi ve davranışlarınızı, tüm bedeninizi hakimiyet altına almış düşünce üretip duran bir insanın seyretme malzemesisiniz.

Rahatsız edici ve ürkünç..

Çünkü SEYREDİLİYORUM:))

Bir kıytırık tiyatro öğrencisi tanımıştım bir zamanlar.
Uzun bir zaman seyredilmeye maruz kalmıştım pek hatırlamak istemediğim günler..Bazı kelimeleri söyleyiş biçimim, konuşurken kaşlarımı belirli aralıklarla yukarı kaldırmam ve üst dudağımın bazen sol ve yukarıya çekmesi, ellerimi kendimi ifade ederken baş parmaklarımın bir yay gibi dışına gerilmesi, ses bombası etkisi yaratan gülme tarzım ve bilimum şeyler..Kendi kendimin üzerine gereksiz fazlaca yoğunlaşmama sebep cümleler..Sonuçta öyle bir his pompalanıyor ki bilincinize sezdirilmeden..Sen ÇOK ÖZELSİN,KİMSELERE BENZEMEZSİN,HEYKELİ DİKİLECEK KADINSIN filan kendinizi zannetmeye teslim olursanız başlayabilirsiniz..
Nitekim de öyle oldu :)))))))
Dipler güzeldi yaaaa,ama gene de ruhunuzun gezmesi için türbülanssız orta yükseklikteki yerleri tavsiye ederim.
(Bir inceleme neden yazarının özel hayatından beslenir ki,ne gereksiz bir bölümdü.)

Hülasaten ;öyküler güzeldi.Ama psikolojide bu SEYRETMEK fiili bizim karşımıza edebiyatta doğal gözlem filan diye çıkıyor lakin normal insan davranışı değil, bilmelisiniz.

Düşünün ki, ismini bilmediğimiz bir sürü insan tanıdık bu öykü kitabını bitirdikten sonra..Düz kalçalı kadınlar,iri memeli kadınlar, kirli dişli erkekler,7 yıl yıkanmayıp hamam önünden geçiyorum içerde ne yapılıyor ki merakıyla girdikten sonra vücudundan topak topak kirin çıktığı lüzumsuz adamlar, neşeli genç kadınlar, kadın ellerini sıktığında kendini peri padişahının prens oğlu gibi hisseden erkekler,esmer bacaklı kızlar,kolları adaleli aslında 60 yaşında ama 40 gösteren dişleri tertemiz bir papaz, bacak bacak üstüne atan bar kadınları ...

Biraz erotiklik çağrıştırmıyor mu bu öykülerde Sait Faik’in anlatımları. ANLATICI GÖZ ün anlattıkları bunlar, benim değil:)))

2010’da Edebiyat Dergisi Notos ,Yüzyılın Kırk Öykücüsü araştırması yapmış ,sonuç; Sait Faik Abasıyanık bir numero!!

Türk Edebiyatının En Büyük Hikayecisi..

Bu dünyadan SEYREDEN BİR GÖZ geçmiş ve O anlatıcı Göz bize de seyrettiriyor gördüklerini..
Birden çok ürkütücü geldi bana böyle düşünmek..

Ben burdan hiç iyi yerlere gitmeyecekmişim gibi hissediyorum ve bu incelemeyi burada bitiriyorum.
:))
108 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Durum hikayesi deyince onun adı gelir akıllara.
Sait Faik Abasıyanık.
“Kalabalığın ortasında yalnız gibiymiş.” öyle anlatırlarmış onu, tıpkı hepimiz gibidir çünkü...
“Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir.”
Eserimize gelecek olursak; on dört farklı kısa hikaye içeren kitapta Lüzumsuz Adam, hikayelerden biridir aynı zamanda. Her hikayesi ayrı ayrı içine çekiyor insanı. Ne lüzumsuz şeyleri ne lüzumlu anlatmış diyor insan!
Yazar bol bol içsel konuşmalara, tasvirlere, günlük hayatta karşımıza çıkması muhtemel insanlara ve onların hikayelerine yer vermiştir. Sıradan bir insan gibidir ve bir sanatçı olarak insanlar içinde bir insan olduğunu unutmaz. Bunu da kitapta şu sözleriyle dile getirir:
“ Ben hikayeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey düşünemem. O halde bu adamın hikayesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin n’olur?”
O, düşündü durdu “Şimdi ben, bütün bunlara bir kulp takmalı mıyım?
Şimdi şimdi ben bütün bunlara, kendime, insanlara bir mana verebiliyor muyum?..” diye.
Siz düşünüp durmayın ve ilk fırsatta okuyun!
İyi okumalara!..
108 syf.
Her zamanki duru ve samimi ifadeler ile hayatın içinden on dört hikaye ...

Denize, doğaya, sadeliğe, sakin hayata hayran Sait Faik Abasıyanık bir öykü ustası. Bu kitabında da ruhunun derinliklerini yansıtıyor yine. Her söyleyeceğini hiç dolandırmadan ama büyük bir incelikle anlatan şahane kalem.

'' Şöyle bir bakıyor, kendini şöyle bir tartıyor. Hayır, hayır! Hiçbir işe layık değil. Hakkı var insanların... O, dünyaya hayretle bakmaya doğmuştur. Hiçbir şey anlamadan şaşırmaya doğmuştur.''
104 syf.
·Beğendi·7/10
Sait Faik’ten okuduğum ilk kitap Lüzumsuz Adam.

14 hikayeden oluşuyor bu kitap. Öykülerde İstanbul’un farklı semtlerinden farklı insanlarla tanışıyoruz. Her türden kişiliği görüyoruz.

Bazı hikayelerde zorlansam da genel olarak çok beğendim. Beni en çok etkileyen hikaye “Kameriyeli Mezar” isimli hikaye oldu. Sonu hiç beklemediğim şekilde biten bu hikaye, ana karakterin düşünceleriyle de içime işledi.

Abasıyanık’ın diğer öyküleri için de sabırsızlanıyorum.
Göz kenarlarının çizgilerinde de üzüntü çizgileri yoktu.
Kadın yüzünden hiç çekmemiş bir adam, dedim.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lüzumsuz Adam
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607861
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
Lüzumsuz Adam
"Sait Faik'e geceleri sinemalarda rastlardım. Tanışmazdık.

Sinemanın ön sıralarına oturur, koltuğuna iyice gömülürdü.

Koyu yeşil bir pardösüsü, çok dar kenarlı, kafasının biraz üstünde kalan kahverengi bir şapkası vardı. Sinema dönüşü dalgın, Beyoğlu'nun gece yarısı kalabalığına dalar, çeker giderdi. Sinemada bulunanlar arasında bu gedikli birinci mevki müşterisinin yazısını okuyan var mıdır acaba, diye çok düşünmüşümdür. Kuşkusuz, yoktu. Sait Faik, edebiyattan hoşlanacak bir okur topluluğunu hazır bulan talihli yazarlardan değildi. Okurunu yetiştiren, eğiten, okuruyla birlikte oluşan bir yazardı. Gerçek talihinin de bu olduğu söylenemez miydi?"

Kitabı okuyanlar 2.849 okur

  • Duygu Eylül KARATAŞ
  • Saliha Aköner
  • Sevgi ÇANKAYA
  • Alper Kızmaz
  • Tolga Alp
  • 1kalite
  • Birileri
  • Mesut Uslu
  • Muhammed Fettah
  • Kubilay Boz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%25.4
25-34 Yaş
%38.9
35-44 Yaş
%17.1
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.4
Erkek
%42.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.1 (128)
9
%13.4 (100)
8
%27.8 (208)
7
%19.1 (143)
6
%8.3 (62)
5
%4.8 (36)
4
%0.4 (3)
3
%0.7 (5)
2
%0.5 (4)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları