Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 09 Mart 2026 09:08 R. D. Laing'e göre birey birincil ontolojik güvenlik ihtiyacı giderilmediğinde kendini güvende hissetmediğinden içsel olarak savunma pozisyonuna çekilir. Kapalı bir pozisyona çekilen kişi dışarısı ile ilişkilerini bir şekilde sürdürmesi gerektiğinden, ilişkilerini gerçek benliği yerine geliştirdiği sahte benlilk dizgesi ile yürütmeye başlar. Sahte benliğin içsel benliğe galebe çaldığı ve bu durumun uzun sürdüğü durumlarda birey, kitaptaki şizofren bir bireyin kendisi için tarif ettiği gibi bir müddet sonra kendini 'bir 'şişenin içindeymiş gibi' hissedebiliyor. Kendini korumak için geliştirilen duvarlar bir müddet sonra birey için bir hapishaneye dönüşebiliyor. İçsel benliğin devre dışı kaldığı bu durumda birey bir müddet sonra gerçeklik hissini kaybediypr, bu hal de kendisinin ve de karşısındakinin gerçek olmadığı bir hisse doğru evriliyor.
Şizoid hal hepimizde olan, belirli bir evreye kadar normal kabul edilen bir durum. Sorun bu durumun ilerlemesi ile ortaya çıkıyor. Kırılma noktası neresi bunu bilmek zor olsa da, birikmişlikler şizoid hale veya şizofrenliğe sebebiyet verebiliyor. Herkes ile anlaşan, toplumun "uyumlu" olarak nitelendirdiği, hiç yaramazlık yapmayan bir çocuk zaman geliyor ki psikotik bir yetişkine dönüşebiliyor. Bu durumun altında benlik sınırlarının keybedilmesi yatıyor; ben ve öteki arasındaki, hatta ben ile bir nesne arasındaki sağlıklı sınırların kaybolduğu bir durumda artık kişi psikotik birine dönüşmüş oluyor.
Kafka'nın karakterlerinin sistem içerisinde kaybolması gibi, hastaların klinik terminolojinin içerisinde kaybolduğunu, gerçekten anlaşılamadıklarını gören R.D. Laing, hastayı klinik düzeyde değrlendirmek yerine, onu varoluşu üzerinden anlamaya dair savları doğrultusunda bu kışkırtıcı metni kaleme almış. Kitaptaki farklı psikotik hasta hikayeleri ile konu epey detaylandırılmış. Örneğin, "Annem bir çocuğu öldürdü" diyen psikotik bir kızın hikayesi detaylı bir şekilde ele alınarak, hastanın aslında kendi çocukluğunun annesi tarafından öldürüldüğünü ifade etmeye çalıştığını, bunun, benliğinin kabul edilmesine yönelik bir ifade olduğunu anlamanın, hastayı klinik terimler içerisine hapseden bir değerlendirmeden daha iyi olup olmadığı sorunsalı okuyucunun değerlendirmesine sunulmuş.
Anlaşılmak, görülmek hepimiz için çok önemli. Modern dünyanın hızı bizi birbirimize daha az zaman ayırır bir konuma itip, hayatı mekanikleştirmiş durumda. Bunu bir de kurumların insanı anlamaktan uzak, onu birer nesneye çeviren tutumları katmerlendiriyor. Dikati çalınan insan için durup birilerini anlamak, anlamlandırmak çok zor. Şairin de zamanın ruhunu ifade eder tarzda yazdığı gibi "Ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya".