·83 syf.····Okunma: 11 Mart 2026 22:26 Esenlikler...
Satranç bana her zaman az yapraklı bir kitabın nasıl bu kadar ağır bir duygu taşıyabilecek kadar derin olmasını düşündürür. Stefan Zweig bu hikâyede satrancı anlatmaktan çok, insan zihninin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Hikâyeyi okurken aslında bir oyun izliyormuş gibi değil de, yavaş yavaş gerilen bir zihnin içine giriyormuş gibi hissettim.
Kitaptaki en etkileyici şey bana göre şu: satranç burada bir zekâ oyunu olmaktan çıkıp neredeyse bir takıntıya dönüşür. Özellikle Dr. B karakterinde bu çok güçlü bir şekilde hissedilir. Onun satranca tutunması başta bir kurtuluş gibi görünür ama zamanla bunun insanı içten içe tüketebilen bir şey olduğunu fark ederiz. Sanki düşünmek bazen insanı özgürleştirmek yerine daha da dar bir yere hapsediyor. Buna karşılık Mirko Czentovic çok farklı bir figürdür. Onun zekâsı parlak değil ama sağlamdır; oldukça basit çalışır. Bu karşıtlık bana kitabın en ilginç tarafı gibi gelir. Biri düşüncenin fazlalığından kırılan bir zihin, diğeri ise düşünmeden kazanan bir zihin.
Benim için Satranç biraz huzursuz bir kitap. Okurken sürekli şu duygu oluşuyor içimde; insanın en büyük gücü olan zihni, aynı zamanda nasıl en büyük zayıflığı olabilir? Zweig bunu çok kısa ama yoğun bir şekilde hissettirmiş kitapta. Kitabı okumak oldukça keyifliydi. Kitabı bitirdiğimde geriye satrançtan çok, insanın kendi içindeki sessizlikle ne kadar dayanabileceği sorusu kaldı aklımda. Ne yalan söyleyeyim satranç oynamak isteği de belirdi içimde:))) Her neyse keyifli okumalar dilerim..