Gece
Elie Wiesel’in Gece kitabını kısa sürede bitirdim. Kitabı okurken çok sarsılacağımı düşünmüştüm fakat beklediğim kadar yoğun bir duygusal etki yaşamadım. Bunun en büyük sebebi sanırım Holokost hakkında daha önce birçok şey okumuş ve izlemiş olmamdı. Belgesellerde, filmlerde, dizilerde ve çeşitli kitaplarda Yahudilere yapılan soykırım hakkında zaten bilgi edinmiştim. Bu yüzden kitap bana tamamen yeni bir şey anlatmıyordu; daha çok bildiklerimin üzerinden geçiyor gibiydi. Kitabın farkı, bu olayları bizzat yaşamış birinin gözünden, onun duygularıyla anlatılmasıydı. Bu yüzden merakla ve “olaylar nereye varacak” düşüncesiyle aynı gün içinde kitabı bitirdim.
Kitapta anlatılanlar gerçekten insanın sınırlarını zorlayan, insanlığın ne kadar karanlık bir noktaya gidebileceğini gösteren sahneler içeriyor. Açlık, korku ve hayatta kalma içgüdüsü insanların karakterini değiştiriyor. Öyle ki bazı yerlerde baba ile oğulun bile birbirine yabancılaştığı, insanların ekmek için birbirini yok etmeye çalıştığı sahneler var. Bu yönüyle kitap, insanın aşırı şartlarda nasıl değişebileceğini ve insanlığın nasıl çözülebileceğini çok çarpıcı şekilde gösteriyor.
Fakat kitabı okurken aklımdan çıkmayan başka bir düşünce de vardı: Filistin. Holokost gibi korkunç bir zulmü yaşamış bir halkın bugün başka bir halkın acısına sebep olduğu düşüncesi kitabı okurken sürekli zihnime geldi. Bu yüzden okurken sadece geçmişte yaşananları değil, bugünü de düşündüm. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Eğer bir topluluk geçmişte böyle bir zulüm yaşamışsa, bundan çıkarılması gereken ders başkalarına aynı acıyı yaşatmamak değil midir?
Bu noktada kitap benim için farklı bir anlam kazandı. Çünkü insanın aklına şu düşünce geliyor: Eğer yıllar sonra Filistin’de büyüyen bir çocuk yaşadığı acıları anlatan bir kitap yazarsa, o zaman bu döngü ne zaman bitecek? Holokost’u anlatan kitapların asıl amacı insanlığa ders vermek ve “bir daha asla” dedirtmek değil miydi? Eğer bugün başka bir yerde çocuklar, yaşlılar ve siviller aynı acıları yaşıyorsa, insan ister istemez bu soruyu kendine soruyor.
Benim için bu kitabın bıraktığı en büyük düşünce belki de şu oldu: Acı çekmiş olmak tek başına yeterli değil. Önemli olan o acının insanı daha adil ve daha merhametli bir noktaya götürmesi. Çünkü asıl mesele bir halkın acı çekmesi değil, dünyada kimsenin böyle bir acıyı yaşamaması olmalı.
Bu yüzden Gece sadece geçmişi anlatan bir kitap değil, aynı zamanda bugünü ve insanlığın çelişkilerini de düşündüren bir kitap oldu benim için.