hikâye kısaca yaşlanmış bir kralın krallığını üç kızı arasında paylaştırmaya karar vermesiyle başlıyor. Kral, kızlarının kendisini ne kadar sevdiklerini söylemelerini istiyor ama en dürüst olan kızı bunu abartılı şekilde söylemeyince onu cezalandırıyor ve krallığı diğer iki kızına veriyor; sonra da onların aslında çıkarcı olduğunu anlayınca her şey trajediye dönüşüyor. Kitabın önsözlerini ve bazı incelemeleri okurken öğrendiğim ilginç şeylerden biri, Shakespeare’in bu hikâyeyi tamamen sıfırdan uydurmadığı; Britanya efsanelerinde geçen Leir of Britain adlı bir kraldan esinlenmiş olabileceği. Bu hikâye Orta Çağ’da Geoffrey of Monmouth’un yazdığı Historia Regum Britanniae adlı eserde anlatılıyor. Ayrıca oyundaki Gloucester ve oğulları arasındaki ihanet hikâyesinin de Philip Sidney’in Arcadia adlı eserinden esinlenmiş olabileceği söyleniyor. Bazı yorumlara göre Shakespeare bu oyunda krallığın bölünmesinin ne kadar tehlikeli olabileceğini de gösteriyor ve bunun, o dönemde İngiltere’de hüküm süren James I of England zamanındaki siyasi tartışmalarla bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Bu yüzden King Lear sadece bir aile dramı değil; güç, ihanet ve insan doğası üzerine yazılmış oldukça karanlık ve düşündürücü bir eser olarak görülüyor.