İsmini Türkçe kitaplarındaki okuma parçalarından hatırlıyorum. Koca paragraflar olurdu. Ben severdim, nasıl anlardım, ne anlardım da severdim bilmiyorum. Ama değişik, gerçekçi gelirdi okurken. Hayalimde canlanırdı her şey. Ancak okumak otuz küsür yıl sonra nasip oldu.
Açken okuduğum için yarıya anladım öyküleri. Hatta okuduğumu sanıp kavram olayımı kaybettiğimde, yeniden başa sarma güdüsü devreye girince anladım, anlamadığımı. Ah açlık ah
Ama öyküleri bazılarının nereye bağlandığı gerçekten belli değil. Şimdi koskoca üstada da saygısızlık etmek istemem, ama bazılarını niye yazdı anlamadım. Net konuşabileceğim bir şey var tabii.
Hiç kuşkusuz üstadın gözlem yeteneği tartışılmaz. Sadece insanları değil, diğer tüm canlı varlıkları kendi düşünceleriyle şekillendirmesi muazzam. Okuduğum bazı yerlerde ben hiç böyle bakmamıştım dediğim oldu. Gözlem yeteneği bana çocukken oynadığım 'ne düşünüyorlar acaba?' oyununu hatırlattı.
Biraz eskilere gittim Ramazan bitince bir kez daha okuyacağım. Sonra da diğer kitaplarını okuyacağım.