GİTME GÜL YANAKLARIN SOLAR
İrem UZUNHASANOĞLU
𝑺𝒂𝒗𝒂ş 𝒃𝒂𝒓ış 𝒅𝒊𝒏𝒍𝒆𝒎𝒆𝒅𝒊 𝑵𝒂𝒇𝒊𝒂 𝑯𝒂𝒏ı𝒎, 𝒚ı𝒍𝒍𝒂𝒓𝒄𝒂 𝒐 𝒌𝒂𝒓𝒑𝒖𝒛 𝒍𝒂𝒎𝒃𝒂𝒍𝒂𝒓 𝒂𝒌𝒍ı𝒏𝒂 𝒉𝒆𝒓 𝒅üş𝒕üğü𝒏𝒅𝒆 𝒉ü𝒛ü𝒏𝒍𝒆𝒏𝒅𝒊. 𝑮𝒆𝒍𝒊𝒏 𝒈𝒊𝒕𝒕𝒊ğ𝒊 𝑺𝒆𝒓𝒆𝒛’𝒅𝒆𝒌𝒊 𝒆𝒗𝒆 𝒅𝒂𝒊𝒓 𝒐 𝒌𝒂𝒅𝒂𝒓 ç𝒐𝒌 𝒅𝒆𝒕𝒂𝒚 𝒖𝒏𝒖𝒕𝒎𝒖ş𝒕𝒖 𝒌𝒊 𝒂𝒎𝒂 𝒌𝒂𝒓𝒑𝒖𝒛𝒍𝒖 𝒍𝒂𝒎𝒃𝒂𝒍𝒂𝒓 𝒉𝒆𝒑 𝒂𝒌𝒍ı𝒏𝒅𝒂 𝒌𝒂𝒍𝒅ı. 𝑮𝒊𝒕𝒕𝒊ğ𝒊 𝒉𝒆𝒓 ç𝒂𝒓şı𝒅𝒂, 𝒑𝒂𝒛𝒂𝒓𝒅𝒂, 𝒚𝒐𝒍𝒖𝒏𝒖𝒏 𝒌𝒆𝒔𝒊ş𝒕𝒊ğ𝒊 𝒉𝒆𝒓 𝒆𝒔𝒌𝒊𝒄𝒊𝒏𝒊𝒏 𝒆𝒍 𝒂𝒓𝒂𝒃𝒂𝒔ı𝒏𝒅𝒂 ü𝒎𝒊𝒕𝒍𝒆 𝒐 𝒍𝒂𝒎𝒃𝒂𝒍𝒂𝒓ı 𝒂𝒓𝒂𝒅ı 𝒃𝒖ğ𝒖𝒍𝒖 𝒈ö𝒛𝒍𝒆𝒓𝒊.
Yüreğimizi sızlatacağını bilsek de göç hikâyelerini okumayı sever misiniz?
Mübadelenin, sürgünün, koparılmışlığın, ait olamamanın, ait hissedememenin, hissettirilmemenin ne demek olduğuna tanık olduğumuz hikâyeleri…
Kitabımız mübadele yıllarında yani 1910’lu yıllarda bir ailenin dört kuşak öncesinde başlayan ve anlatıcımız olan yazara kadar uzanan göç hikâyesini konu alıyor. O yıllarda yaşananları öyle yüreğimizi sızlatacak bir dille kaleme almış ki yazarımız; göçün sadece bir yer değiştirme değil insanın yurdunu, hatıralarını ve köklerini ardında bırakmak zorunda kalmasının ne demek olduğu içimize işliyor adeta.
Bir gecede Serez’deki evini eşi ile apar topar terk etmek zorunda kalan Nafia Hanım’la başlayan yolculuğumuz daha yirmi dokuz günlükken koynunda Ege’nin diğer yakasına getirdiği kızı Mediha’nın yarım kalan cümleleriyle, Mediha’nın kızı Leman’ın annesinin suskunluğunda büyüyen hayatıyla ve geçmişin izini sürmeye çalışan yazar anlatıcımızla devam ediyor. Nafia’nın ölümüne kadar sakladığı lacivert kese içindeki elmas kolyesi…
Mediha’nın annesinden hatıra olarak yanına aldığı bakır kazan…
Leman’ın annesinden duyduğu “Biz Rumeliliyiz kızım, ağıt yakmayız, tefekkür ve tevekkül ederiz” sözleri…
Göç etmek zorunda kalanların yüreğini yoran geride bıraktıkları ev, toprak, zeytin ağacı değildir sadece; dostları, komşuları, anıları, yaşanmışlıkları, geçmişleridir denizin diğer yakasında bırakılan.
Okuyun, okutun derim…
Unutulmayacak ve unutulmaması gereken hikâyeleri bizlere hatırlatan yazarımıza yürek dolusu teşekkürler. Kaleminiz daim okurunuz çok olsun İrem Hanımcım.
Syf: 184 İrem UzunhasanoğluGitme Gül Yanakların Solar