Bu nasıl bir rastlantıydı? Bizi bir araya getiren neydi? Kadere inanmazdım. Yaşadığım hiçbir şeyi kadere bağlamamıştım. Sorumlulugu ona yükleyip, kaçmamıştım. Sırf bu yüzden ikiye ayrılmış, iki kadın yaratmıştım kendimden. Bir yanım kendimi aklarken, bir yanımla suçlamıştım.
İkimiz de ayrı yolların taşlarına takılmış, tozunu yutmuştuk oraya gelene kadar. Artık olacakları birlikte bekleyecek, birlikte yaşayacaktık. Kaderimizin ne denli ortak olduğunu bilmiyordum o günlerde. Buna rağmen sürekli ve inatçı bir itkiyle ona yaklaşıyordum.
Göğsümün içindeki telaş, çırpınış, bana yabancıydı.
Ah! Eyvah! Ne vakitsiz ne uygunsuz bir karmaşaydı. Ruhum örselenmiş, acılarım demliydi benim. Oraya gitmekle birkaç direk dikmiştim yıkık düzenimin altına. Ancak henüz harcım hamdı.
Bu evle yüzleşmek düşündüğümden de ağırdı. Uzaklaşmak çare olur, zaman geçtikçe dem çöker, yara durulur sanmıştım. Hatırlamak güçleşir, mesafe geçirmez bir duvar olur sanmıştım. 
Yanılmışım!