Puan vermedi·114 syf.····Okunma: 13 Mart 2026 00:02 Gözlerimi açtım ve karşımda onu gördüm. Bir an bunun gerçekten olup olmadığını anlamak için bakışlarımı üzerinde tutmak istedim; fakat gözlerinin yalnızca duru ışıklara ve lekesiz manzaralara alışmış olabileceğini düşündüm. Benim bakışım ise sanki uzun zamandır karanlık bir odada beklemiş gibiydi; içinde uykusuz gecelerin tortusu, söylenmemiş sözlerin gölgesi vardı. O gözlere değerse onları kirletecekmiş gibi geldi bana ve bakışlarımı yavaşça geri çektim.
Bir şey söylemek istedim. Kelimeler dudaklarıma kadar geldi. Fakat o hassas kulaklarının yalnızca yumuşak, göksel bir musikiye alışmış olmasından korktum. Benim sesim ise içimde biriken bütün yorgunlukların ve kırık düşüncelerin arasından çıkacaktı; belki de o ince sessizliği bozacak kaba bir ses gibi duyulacaktı. Bu yüzden sustum. Sözler boğazımda kaldı ve orada, karanlık bir kuyunun dibine düşmüş gibi kayboldu.
Sonra dokunmayı düşündüm. Ellerimi ona doğru uzatacak gibi oldum. Ama o an parmak uçlarımda tuhaf bir ürperti hissettim. Sanki içimde uzun zamandır taşıdığım o görünmez ağırlık, ölümün yavaş ve solgun soğukluğu ellerime sinmişti. Ona değdiğim anda bu soğukluğun narin tenine geçeceğinden, canlılığını ürperterek geri çekeceğinden korktum.
Bu yüzden ne konuştum ne de yaklaştım. Yalnızca baktım. Çünkü bazen insanın içinde taşıdığı karanlık, en çok sevdiği şeye dokunmaktan bile onu alıkoyar. Ve o an anladım ki bazı insanlar birbirlerine yalnızca uzaktan bakmak için var olurlar.