Merhaba kitap dostlarım
Bugün size okurken hem eğlendiğim hem de kalbimde tatlı bir sıcaklık bırakan bir hikâyeden bahsetmek istiyorum.Karadeniz’in o sert rüzgârını,sisli dağlarını ve sıcacık insanlarını sayfaların arasında hissettim.Bir Karadeniz'li olarak şunu söylemeliyim ki atmosfer öyle güzel yansıtılmıştı ki bazı sahnelerde kendimi gerçekten o dağ köyünde sandım.
Melek’in konforlu ve lüks hayatından kopup bir dağ köyüne öğretmen olarak gönderilmesi, onun için tam anlamıyla bir yüzleşme yolculuğu oluyor.Alıştığı düzenin dışına çıkmak zorunda kalması,hayata başka bir pencereden bakmaya başlaması çok güzel işlenmişti.En çok da karakter gelişimini sevdim.Başta o hafif şımarık,prenses tavırlı hâliyle gülümsediğim Melek’in zamanla içindeki gücü keşfetmesini okumak çok keyifliydi.Tahir ise…Gerçekten kalbi tertemiz bir adam profili çizilmiş.Güçlü duruşunun altında sakladığı kırgınlıkları,yıllar öncesinden taşıdığı duyguları o kadar derinden hissettim ki aralarındaki gerilimli başlangıç, ince ince işlenen bir çekime dönüşüyor.Ne bir anda oldu ne de abartılıydı tam kararında, sindire sindire ilerleyen bir romantizm vardı.
En sevdiğim detaylardan biri de Karadeniz kültürünün hikâyeye doğal bir şekilde yedirilmiş olmasıydı.Karadeniz şivesi,sıcak diyaloglar ve o samimi mahalle hissi hikâyeyi daha gerçek kılmış.Bu hikâyede bizi sadece bir aşk değil, aynı zamanda büyümeyi,gururu bir kenara bırakmayı ve geçmişle yüzleşmeyi okuyacağız.Kısacası hem gülmek hem de kalbinizin yumuşacık olmasını istiyorsanız bu hikâyeye bir şans verin derim. Ben ikinci kitap için şimdiden sabırsızlanıyorum.