Doğa, Yaren, Doruk ve Efe… Çocukluklarından beri yan yana büyümüş dört arkadaş. Kendilerine “Meşe Takımı” diyorlar; Uzun zamandır hayalini kurdukları Kitap Gezegeni’ne gitme fırsatı sonunda karşılarına çıktığında içleri heyecanla doluyor. Her biri merakla konuşurken Doruk diğerleri kadar coşkulu görünmez.
Bu dört arkadaşın kitaplarla bağı çok güçlüdür ama her birinin kalbi başka bir türde atar.Kitap Gezegeni’ne adım attıklarında ise karşılarında devasa bir dünya bulurlar.Her şey sanki yaşayan bir masalın parçası gibidir. Üçü etraflarındaki kitaplara dalıp giderken Doruk’un dikkati başka bir şeye takılır: karşısındaki aynaya. Aynanın üzerinde beliren yazılar ona tuhaf gelir. Diğerleri bunu sıradan bir şey gibi karşılasa da Doruk bunun ardında başka bir şey olduğunu anlar
Gerçekten de öyledir. Aynanın ardındaki dünyaya adım attıklarında onları bambaşka bir macera beklemektedir. İşte tam o noktada karşılarına sevimli rehberleri Kitku çıkar. Kitku, Meşe Takımı’na bu gizemli dünyanın kapılarını aralayacak ve onları kitapların doğduğu, kelimelerin şekil aldığı o büyülü yolculuğa götürecektir.
Açıkçası ben çocuk kitaplarını okumayı çok seven biriyim. Aynı zamanda bir kitabın doğuşuna tanıklık etme duygusu da var. Bu yüzden yetişkinlerin de okuyunca içinden bir şeyler bulabileceği bir hikâye olmuş.
Meşe Takımı’nın her bir üyesinin kendine özgü özellikleri olması da hikâyeyi daha canlı kılıyor. Özellikle Doruk’un diyaloglarını çok sevdim; onun merakı ve sorgulayan tavrı hikâyeye ayrı bir renk katıyor.
Ve bu macerada arkadaşlarımızın karşısına dokuz kapı çıkıyor. O kapıların ardında onları bekleyen şey ise aslında hepsinden değerli bir hazine… ama o hazinenin ne olduğunu keşfetmek için sayfaların içinde ilerlemek gerekiyor.