Aliya İzzetbegoviç ( 1925 – 2003) Allah (cc)) ona rahmet eylesin. Bosna Hersek'te ne görüyorsak, ne duyuyorsak, ne biliyorsak biraz da onun eseridir. Avrupa kıtasında bir Müslüman ülke varlığının iyisiyle kötüyse devam etmesinde önemli rol oynayan mücahid, fikir adamıdır kendisi. Kitaplar kesinlikle onu anlamak konusunda yeterli değillerdir; hatta yanlış anlaşılmasına dahi yol açtığı olmuştur ( kendimden biliyorum).
Bu bildirisinde İslam nizamının tek gerçek ve Hak görüş olduğunun bilincinde sesleniyor insanlara ve çok doğru bir mantık ile.
İlk önce insan irşad edilecek --> daha sonrasında ise var olan nizam değişecek. Çünkü Müslüman bir toplum gayri İslami bir düzende yaşayamaz. Lakin İslam gönüllere girmeden yönetimi İslami yapmaya çalışmakta bir darbeden öteye gitmeyecektir. Bir kural için dahi geçerlidir bu.
Alkol yasağı şeriata dahil olunca ashap-ı kiram alkolleri sokaklara döktüler; ondan kurtulmak için. Amerika'da ise alkol yasaklandıktan sonra 13 yıl sonra halkın isyanı nedeniyle geri döndürülmüştür. İskandinav ülkeleri içinde geçerlidir bu durum. En azından Begovic böyle söylüyor.
İnsanın İslam ile irşad edilmesi konusunda da muhafazakar ve modernistlere cephe alıyor; belki biraz da ictihad kapısının İzzetbegovic'de biraz geniş olduğunu da söyleyebiliriz ( direkt olmayan kanıtlarla bu iddiadayım). Bu durum anlaşılabilir, çünkü bilinir ki İmam Şafii (rhm), Mısır'a gittiğinde gördüğü hal üzere fıkhını revize etmiş ve değiştirmiştir bu Mısır halkına uygun değil diyerek. Dolayısıyla kendine özgü Bosna Hersek fıkhı da olabilir aslında, düşünmek lazımdır. Nass'ların korunması konusunda herhangi bir tartışma zaten yoktur kimse için.
Ayrıca Müslüman ülkerinin yaşadığı sorunların çözümleri olarak da Halife'yi ve Müslümanların birliğini görüyor da; böyle dememiş. O "Panislamizm" demiş; lakin tarif Müslümanların başında bir halife olmasıdır. Aksi durumda ne olur dediği kısmı alıntılayalım.
"Fakirlik denizinde iki zengin ada olan Kuveyt ve Libya'nın ayakta kalmaları mümkün değildir". Birinin başına gelen malum.
İkinci durum ise Müslümanların 1900'lü yılların başında askeri ve diplomatik alandaki yenilgileri sonrasında nasıl yanlış çözümler ile ilerlemeye çalıştıklarını tartışıyor İzzetbegovic. Biz ülke siyasi sınırları için de çok kutuplaştığımız için tartışmak çok kolay olmuyor.
Ama İzzetbegovic dışarıdan diyor ki; düştüğü yerden kalkmaya çalışan iki devlete bak. Biri Japonya biri de Türkiye. Türkiye gelişmek için dilini alfabesini değiştirdi; ( o dönem için belki şimdi için de) üçüncü dünya ülkesi olmaktan kurtulamadı; ama bir de Japonya'ya bakın.
Gerçi Begoviç, Japonya'nın ne kadar asimile ve Amerikan kuyruğu peşinden koşan bir ülke olduğundan haberdar mıdır, emin değilim. Bütün kadim Japon kültürü yerini tüketim ile afsunlanan zavallılar gençlerin yaşadığı şeye bırakmış durumda. Varsın birisi isim bulsun buna.