Bir tarih eserini değerli kılan özellikleri, özgün bakış açısı ve getirdiği yorumlardır. Kuru bilgi yığınından ibaret, ezberci ve daha önce söylenmişleri papağan gibi tekrarlayan kitapların hiçbir kıymeti yoktur. Oysa farklı müktesebatlardan beslenerek, birbirleriyle uyumlu, özgün bir anlatı ortaya koymak gerekir. Bir eseri okumaya değer kılan da işte bu şahsiyetidir.
Okuduğumuz her satırda "Bunu zaten okudum", "Bunu biliyorum", "Tamam güzel ama sen ne düşünüyorsun?" diye sorduğumuz anda, o eserle aramızdaki bağ kopar. İkilem biter, kapağı kapatırız.
Bu eser, olaylara farklı bir açıdan bakıyor; resmî tarihin tersine deliller ve yorumlar getiriyor. Elbette her şeyin kusursuz olması mümkün değildir. Eksikleri görmek gerekir, ama bir yanlış gördük diye bütün doğruları silip atmak da doğru değildir.
Bu kitapla ilgili sitede yalnızca bir inceleme var__#210161927. Yazan kişi, kitap için "Atatürk düşmanlarının elinden düşürmemesi gereken bir kitap" demiş. Bu, tam anlamıyla sofistik bir safsata, bildiğin saman adam safsatası. En geri kalmış, en ahmak insan zihniyetinin ürünü. Acaba bunu söylerken ne düşünüyordu?
Tarihte gerçekler ve boşluklar vardır. Gerçekler yorum kaldırmaz, kabul etmez. Ama tarihçi, eksik kalan, boş kalan kısımları kendi bilgisiyle doldurur ve bize sunar. Biz de "Bu senin görüşün" der, kabul eder ya da reddederiz. İnsanları dost ya da düşman ilan etmek aptallığın daniskasıdır. Reddedeceğin bir şey varsa, belgeni koyarsın, bilgini koyarsın. Kimse onu reddedemez. Ama üfürerek bir yere varılmaz.