Gönderi

9/10
·517 syf.··
2026 6. kitabı
İlkokulu yarıda bırakmış, serbest işlerle geçinen sıradan bir genç olan Martin Eden'in hayatını anlatıyor kitap. Güzel ve eğitimli bir kıza aşık olunca, kendini geliştirip eğitim seviyesini yükseltip ve ona layık olmaya çalışıyor. Kız da Martin’in fiziksel gücünden ve azminden etkilenir. Martin yazar olmaya karar verir. Herbert Spencer hayranıdır ve onu ideolojik olarak kendine örnek alır. Martin okudukça, bilgilendikçe ve tabiatı öğrendikçe dünyayı daha güzel görmeye başlar. Kitabın anlatımı akıcı, anlatımlar uzun ve detaylı. Çevirmenin numaralandırılmış ve kitabın arkasında yer alan notları çok faydalı. Okuma sırasında bazen akışı kesebiliyor ama dönemin tarihi ve edebiyat dünyası hakkında çok faydalı bilgiler veriyor. Kitapta yazarların eserlerini yayınlamakta ne kadar zorluk çektiği ve ekonomik sıkıntılar yaşadığı uzunca anlatılıyor. Martin kendini bireyci olarak görür. Sosyalistleri de liberalleri de beğenmez. Ona göre toplumun bireye verdiği değer de yüzeyseldir. Sevgi, paylaşmak, yardımseverlik ve eşitlik gibi evrensel değerlerden çok statüye ve maddiyata önem verildiği görür ve bu ona samimi gelmez. İnsan çok hızlı yükseldiğinde yeni çevresine alışamaz, eski dünyasına da geri dönemez. Yaşayacak, bağ kuracak gerçek bir çevresi kalmaz. Kitaptan bana kalanlar; -Dünyada böyle kadınlar da vardı. Karşısındaki onlardan biriydi. Gencin hayal gücünü kanatlandırmıştı. Gözlerin önünde açılan kocaman aydınlık tuvallere saçılan devasa ve belirsiz şekillerde aşk, romans ve bir kadının uğruna girişilen kahramanlıklar vardı artık. -Varoluşun temel talebiydi sevgi. -Hayatımda ilk kez yemek yemenin fayda işleminin ötesinde bir anlamı olduğunu keşfediyordu. -Martin Eden’ın ruhu, o ışıltılı derinliklerde kızın ruhunu arıyordu. İçinde en iyi olan ne varsa muhteşem bir akışla dışarı taşıyordu. Sadece onu düşünmek bile Martin Eden’ı yüceltiyor, saflaştırıyor, daha iyi biri haline getiriyor ve daha da iyi olmak istemesine yol açıyordu. -Bu kızlar sende ne buluyor anlamıyorum hakikaten. Onları kafaya takmıyorum. -Eğer hayat ona çok fazla şey ifade ediyorsa, o da hayattan çok daha fazla şey isteyecekti. -Artık ne istediğini açık ve net olarak biliyordu. Güzelliğe, aydın bir bilince ve aşka sahip olmak istiyordu. -Öğrendikçe evrene, hayata ve bütün bunların ortasında kendi hayatına daha çok hayran oluyordu. -Kültür, güzelliği daha incelikli değerlendirmemi, ona daha iyi nüfuz etmemi sağlayacaktır. -Ancak çok ender anlarda düşünebiliyordu Martin. İçinde bulundukları yer meşakkatli işlerin sonsuz arafıydı. -Hastanedeyken içmek bir kere bile aklıma gelmedi. Komik değil mi? Ama bütün hafta köle gibi çalışınca içmem gerekiyor. Hiç dikkat ettin mi, aşçılar da deli gibi içer. Fırıncılar da öyle. İş yüzünden içmek zorundalar. -Münzevi(sakin) bir hayat sürüyor ve her gün, sıradan bir insanın en az üç günde yapabileceği kadar çalışıyordu. Tek bir anını bile kaybetmiyordu. -Yazamayanlar, yazanlar hakkında çok şey yazıyor. -Şöhreti ne yapacaksın. Şöhret seni zehirler. Hizmet edilecek tek efendi güzelliktir. Güzelliğe hizmet et ve halkı boş ver gitsin. -Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak. -Hayat acı veren bir bezginliğe dönüşünce, ebedi uykusuyla ölüm teselliye hazırdı.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
·
28 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.