Gönderi

Arzular, Kadınlar ve Özgürlük..
8/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kitabın ismi gibi konusu da çok ilgi çekiciydi. Başta yemeklerden ziyade cinayet hikâyesi okuyacağımı sanıyordum ama aslında insanın arzularını, toplumun kadınlara bakışını ve hayatın içindeki küçük zevkleri anlatan çok katmanlı bir hikayeydi. Yani bolca yemek tarifli ve cinayet ile başlayan ama sonra arzuların insana neler yaptırabileceğini okumuş oldum. Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey, yemeğin sadece yemek olarak kalmamasıydı. Bir tabak pirinç, bir parça ekmek ya da tereyağı hepsi bir anda hayata dair bir düşünceye dönüşüyor. Hatta kitapta geçen şu söz bunu çok güzel anlatıyor. “Gerçekten lezzetli bir şey yemek, insanın kendine verdiği bir ödül gibidir.” Yemek sahneleri bana sadece mutfağı değil, insanın iç dünyasını da anlatıyormuş gibi geldi. Özellikle yemek yerken alınan haz ile hayatın içindeki diğer arzular arasında kurulan bağ çok etkileyiciydi. “İnsanlar çoğu zaman başkalarının iştahından rahatsız olur; çünkü iştah özgürlüğün bir biçimidir.” Bazı yerlerde anlatı biraz duraksıyor gibi hissettim. Tempo zaman zaman yavaşlıyordu ama buna rağmen kitap yine de akıcı ve merak uyandırıcıydı. Çünkü her konuşmada sadece bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda kadınların toplum içindeki yeri tartışılıyor. Bir kadının iştahı, bedeni, arzuları ve seçimleri bile nasıl kolayca yargılanabiliyor. Kitabın arka kapağında geçen şu cümle de romanın ruhunu çok iyi özetliyor gibi geldi bana: “Yine de ne olursa olsun asla hoş görmediğim iki şey var: feministler ve margarinler.” Bu cümle ilk başta sert ve hatta provokatif gibi duruyor. Ama kitabı okudukça bunun aslında karakterin dünyaya bakışını gösteren bir metafor olduğunu anladım. Margarinin tereyağının ucuz bir taklidi olması gibi, bazen toplum da insanların gerçek arzularının yerine daha “uygun” görülen alternatifler koyuyor. Bu yüzden tereyağı kitapta gerçek zevki ve gerçek arzuları temsil ediyor gibi hissettirdi. Kitaptaki feministlere yönelik eleştiri de bence doğrudan kadın özgürlüğüne karşı bir duruş değil daha çok kadınların yine başka kalıplara sıkıştırılmasına yönelik bir sorgulama gibi hissettirdi. Sanki kitap şu soruyu soruyor: Kadın özgürlüğü gerçekten özgür mü, yoksa bazen yeni kurallar mı yaratıyor? Kadın ister kariyer sahibi olsun, ister yemek yapmayı sevsin, ister hayatın zevklerinden utanmadan keyif alsın… belki de asıl mesele hiçbir kalıba zorlanmamak. Kitapta hoşuma giden başka bir nokta da farklı kültürlere yapılan küçük göndermelerdi. Bir yerde Türklerden, oruçtan ve Allah’tan bahsedilmesi dikkatimi çekti. İnançların insanların yeme içme alışkanlıklarıyla ve hayat disiplinleriyle nasıl iç içe geçtiğini hatırlatan küçük ama ilginç bir detaydı. (ramazanda okumak ayrı zordu ama bu detayda gülümsetti) Romanın bir başka yerinde geçen şu düşünce de bence kitabın ruhunu çok iyi anlatıyor. “İnsan bir şeyi gerçekten istediğinde, ondan utanmamalıdır.” Hayat bazen çok büyük olaylardan değil, küçük zevklerden ve onları utanmadan yaşayabilmekten oluşuyor. Yemek yerken alınan haz ile hayatın içindeki diğer arzular arasında kurduğu benzerlikler kitabı benim için daha da anlamlı kıldı. ~İnsan hayatını margarin gibi idare ederek değil, tereyağı gibi gerçekten hissederek yaşamalı.~
1000Kitap
TereyağıAsako Yuzuki · İthaki Yayınları · 2025419 okunma
·
31 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.