Puan vermedi·126 syf.··Beğendi
· Werther’i okurken çoğu zaman bir karakteri değil, bir ruh hâlini takip ediyorsunuz. Doğaya hayran olan, güzelliği fazla derinden hisseden, dünyayı kalbiyle yaşayan bir insan… Ama tam da bu yüzden kırılgan. Werther’in en büyük trajedisi belki de sevmesi değil; her şeyi fazlasıyla hissetmesi.
Kitap boyunca insan şu soruyu düşünmeden edemiyor: Bazı insanlar gerçekten bu dünyaya fazla mı hassas geliyor?
Werther’in Lotte’ye duyduğu aşk aslında karşılıksız bir tutkunun ötesinde. O aşk, onun hayata bakışını, mutluluğunu ve sonunda kaderini belirleyen bir duyguya dönüşüyor. Okurken bazen ona kızıyorsunuz, bazen hak veriyorsunuz ama en çok da onu anlıyorsunuz.
Goethe’nin dili ise şaşırtıcı derecede içten. Sanki bir roman okumaktan çok birinin günlüğünü okuyormuşsunuz gibi. Bu da Werther’in duygularını daha gerçek ve daha yakın hissettiriyor.
Kitabı bitirdiğimde aklımda şu düşünce kaldı:
Bazı insanlar dünyayı sadece yaşamaz, onu çok derinden hisseder. Ama bazen bu derinlik insanın en büyük yükü de olabilir.
Kısacası Genç Werther’in Acıları, aşkı, yalnızlığı ve insan ruhunun kırılganlığını anlatan zamansız bir klasik. Eğer insanın iç dünyasını anlatan güçlü hikâyeleri seviyorsanız, bu kitap sizi mutlaka etkileyecektir.