Zülfü Livaneli’nin kaleminden çıkan, ustaca işlenmiş bir eser. Bir cinayet romanı olarak giriş yapılan, ancak ilerledikçe bambaşka bir hikâyeye dönüşen bu kitap, okuduğum eserler arasında en ilginç bulduklarımdan biri olma özelliğini taşıyor. Karakterler ve davranışları sıra dışı olmakla birlikte, geçmişte yaşadıkları olaylar da bir o kadar şaşırtıyor okuru. Aşk, yalnızlık, zenginlik ve dil gibi konuların kitapta özellikle vurgulanarak işlendiğini görüyoruz.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, anlatının katman katman açılması. İlk sayfalarda basit bir olay gibi görünen hikâye, ilerledikçe insan ruhunun derinliklerine uzanan bir yolculuğa dönüşüyor. Okur, bir yandan gerçeği ararken bir yandan da anlatıcının dünyasında dolaşıyor. Bu durum, kitabın merak duygusunu son sayfaya kadar diri tutuyor.
Livaneli’nin dili ise sade ama etkili. Fazla süslü cümlelere başvurmadan da güçlü bir atmosfer kurmayı başarıyor. Özellikle karakterlerin geçmişlerine dair verilen ayrıntılar, hikâyeye hem psikolojik bir derinlik kazandırıyor hem de okuru sürekli yeni sorular sormaya itiyor. Ayrıca birçok Livaneli kitabı gibi çok fazla bilgi içeriyor ve öğretiyor.
Kitabı bitirdiğimde geriye yalnızca bir hikâye kalmadı; aynı zamanda insanın kendi hayatı üzerine düşünmesine neden olan bir duygu da kaldı. Bana göre bu romanın en güçlü tarafı da tam olarak burada yatıyor: Okuru sadece bir olayın peşinden sürüklemekle kalmıyor, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasına doğru küçük bir yolculuk yapmasına da vesile oluyor.
Sürpriz finali olan ve son sayfasına kadar şaşırtmayı amaçlayan bu kitabı keyifle okumanız dileğiyle... Zülfü LivaneliKardeşimin Hikayesi