Gönderi

Yalnız Yaşarken Hindi Pişirebilmek
8/10
·496 syf.··
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 20:32
(Bu bir inceleme değildir. Spoiler içerebilir.) Ben yalnız yaşamaya bayılıyorum. Yalnız yaşamaya başladığımdan beri yıllardır ihtiyaç duyduğum şeyin ve çok kısa sürede bu kadar değişebilmemin itici gücünün bu olduğuna inanıyorum. Asako Yuzuki’nin Terayağı kitabını okudum. Konusu biraz karman çorman olsa da, okurken sanki yazarın kafasındaki tüm fikirleri incecik bir bağlantıyla bir araya getirip servis etmiş gibi bir izlenim verse de, benim dikkatimi en çok çeken şey, görünür olan konudan çok bu ‘yalnız’ yaşamaya çalışma mevzusuydu. Rika onca yıl evinde bir canın sıcaklığı olmadan yaşadıktan sonra, kitaptaki olayların sonucunda bu konudaki bakış açısını değiştiriyordu. “Ansızın burası gibi geniş bir dairem olsun istedim. Yok aslında, büyüklükten ziyade tek başına kalmanın mümkün olduğu odaları bulunan bir daire istiyorum. Evdekilerin mahremiyetine saygı gösterebileceğim bir ortam…” (sf. 372) Bu alıntıyı okuduğumda gülümsedim çünkü bana Boşluğun Güncesi kitabındaki şu alıntıyı hatırlatmıştı: (İngilizcesini eklemiştim o yüzden bu şekilde yazıyorum) “Maybe that’s what making a family is all about: creating an environment in which people make space for one another—maybe without even trying, just naturally, to make sure that nobody’s forgotten.” Evdekilerin mahremiyetine saygı gösterebileceğim, onlara kendileri olabilecekleri bir alan yaratabileceğim, bunu yaparken kendi yalnızlığımın getirdiği bunalımdan da zaman zaman uzaklaşabileceğim bir ortam. Bir sığınak. İnsanların evlenip çocuk yapmalarının, bu yöntemle bir aile kurmalarının sebebinin aslında zaman zaman gelen bu bunalımdan ve gelecek kaygılarından kurtulmak için bildikleri tek yolun bu olmasından dolayı olduğunu düşünüyorum. Ancak bana göre nasıl ki uzun süre yalnız yaşamak insanda bunalıma sebep oluyorsa, uzun süre, beyninin bir kenarında hep düşünmek zorunda olduğun, günlük verdiğin kararların onları da bağladığını bildiğin ve buna göre davranmak zorunda olduğun aile üyeleriyle beraber yaşamak da bir süre sonra aynı bunalıma sebep oluyor. Bu özellikle de evin tüm sorumluluğunu alan kadınlar için geçerli. Yalnız yaşamaya başladığımda ilk fark ettiğim, kendi sülalemde bir evde yalnız başına yaşayan ilk kadın olmuş olmamdı. Yalnızca evlilik yoluyla evden ayrılabilen geçmiş nesildeki kadınları düşündüğümde bu, tamamen yeni bir kazanım, yeni bir seçenekti. Bir kadın için ‘özgür’ olmanın tek yolu olduğu sanılan (ama aslında başka bir sorumluluk ağıyla elini kolunu bağlayan) tek seçenek artık evlenmek değildi. Dolayısla aklımda şu vardı: hiç evlenmeyip sonsuza dek bu evde yalnız ve özgür yaşayabilirdim. Ancak o zamanlar uzun süre yalnız kalmanın getirdiği bunalımdan habersizdim. Komşumun yaş almış arkadaşı bana yalnız yaşamanın çok güzel bir şey olduğunu, ama bir süre sonra insanın yanında bir nefes istediğini söylediğinde içimden gülmüştüm. Kimseye muhtaç olmadığımı sandım. Şimdiyse yalnızken hep yanımda birilerinin olduğunu hayal ettiğimi fark ediyorum. Bu kitabın bana fark ettirdiği şey, “uygun miktar”ı bulmam gerektiğiydi. Günü geldiğinde 10 kişilik bir Şükran Günü hindisi pişirebilip, onun tamamının yenileceğinden emin olmam gerekirdi. “Neden biri hayatımıza girip bizim peşimizden koşmadığı sürece âşık olamayacağımızı düşünüyoruz ki?” diyen Reiko’nun koyu renkli iri gözleri Rika’ya dönmüştü. “Neden karşı cins tarafından seçilmezsek bir ilişki başlamaz diye düşünüyoruz? Neden hiçbir şey yapmadan -âdeta ölü gibi- seçilmeyi beklemek zorundayız?” (sf. 371) Bunlar Reiko’nun romantik ilişkiler bağlamında söylediği sözler olsa da, aslında sevdiğimiz her insan için geçerliydi. Sevilmek, sevmenin doğal bir sonucuydu. “Umutlarını ve gerçek duygularını dile getirmeden karşındakinin senin uygun gördüğün şekilde davranması için onu manipüle etmek, asla kaybeden taraf olmamak için dikkat kesilip hamleyi hep karşıdakinden beklemek… Bunlar, Kajii ve kurbanlarının arasında olanlardan hiç farklı değil bence.” (sf. 371) Kajii’nin hiç arkadaşı yoktu. Ama eminim insanları karşılıksız sevmeyi deneseydi, Salon de Miyuko’daki kadınlardan hiçbir farkının olmadığını anlasaydı o Şükran Günü hindisini pişirebilirdi. Ama Kajii’nin hem bahtı hem de bahtsızlığı, bir ölü gibi seçilmeyi beklerken Rika’nın onun peşinden koşmaya başlaması oldu. Umarım ben de bir gün sevdiklerim için aynı zamanda bir sığınak haline getirdiğim ideal evimde, Şükran Günü hindisi yaparsam 10 kişinin geleceğinden emin bir biçimde huzur içinde yaşayabilirim.
TereyağıAsako Yuzuki · İthaki Yayınları · 2025421 okunma
·
45 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.