Ben, Tituba, Salem cadı mahkemelerinde adı geçen gerçek bir kadın figürünün sesini duyuran etkileyici bir roman. Başta tamamen kurgu gibi ilerlese de, hikâyenin gerçek bir kişiye dayandığını kitabın ilerleyen bölümlerinde öğrenmek beni ayrıca şaşırttı ve duygusal olarak daha çok içine çekti. Tituba’nın gerçek hayattaki sonunun bilinmemesi ve yazarın ona kendi yorumuyla bir son vermesi de romana farklı bir derinlik katmış.
Kitap, köle kadınların yaşadığı sistematik şiddeti tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Özellikle siyahi kadınların maruz bırakıldığı işkenceler, tecavüzler, aşağılanmalar ve çocukların çektiği acılar romanın en sarsıcı yanını oluşturuyor. Maryse Condé, bu acı gerçekliği romantize etmeden, süslemeye ihtiyaç duymadan anlatıyor. Okurken zaman zaman mideye oturan bir ağırlık hissettiriyor çünkü Tituba’nın hikâyesi yalnızca ona ait değil; tarih boyunca susturulmuş binlerce kadının sesi gibi yankılanıyor.
Kitap yalnızca siyahilerin değil, Yahudilerin de maruz kaldığı zulümleri anlatarak dönemin adaletsizliğini geniş bir açıdan gösteriyor. Sömürgecilik, ırkçılık, kadınlara yönelik baskı ve güç ilişkileri romanın temelini oluşturuyor ve tüm bunlar Tituba’nın gözünden oldukça akıcı bir dille işleniyor.
Beni zorlayan tek nokta ise bazı olayların tekrar ediyormuş hissi vermesiydi. Benzer hataların yeniden yaşanması ve bazı olay örgülerinin döngü halinde ilerlemesi, romanın o bölümlerinde tempoyu biraz düşürdü ve beni yanına yordu.
Bunun dışında kitap hem atmosferiyle hem de anlattığı tarihsel gerçeklikle oldukça etkileyiciydi. Tituba’nın sesi, yaşadıkları ve mücadelesi uzun süre akılda kalıyor. Farklı bir bakış açısı sunan güçlü bir okuma deneyimiydi. Ben Tituba Salem'in Kara Cadısı