Orhan Pamuk’un Uzak Dağlar ve Hatıralar kitabını, tam da bu cümlenin açtığı yerden, acele etmeden ve sindire sindire okudum. Özellikle akşamüstleri, pencere kenarına güneşin en güzel ışığı vurduğunda, neredeyse küçük bir ritüele dönüşen anlarda… Bu kitapla kurduğum ilişki, bir metni okumaktan biraz daha fazlasıydı. Sanki sayfalar arasında ilerlemiyor da bir zihnin, bir bakışın, bir duyarlılığın içinde dolaşıyordum. substack.com/home/post/p-191...