“Ve bir şey daha söyleyeyim bak, aşk gelecek değildir Lora, geçmiştir. Benim kemiklerimden ve etimden ve kanımdan, senin damarlarından ve tükürüğünden doğmuştur aşk. İki insan birbirinin yarınına değil, hakikatine aşık olur.”
Taşınma telaşı arasına bir kitap sıkıştırabilir miyim diye düşünürken, elime alır almaz yarıladığım kitap oldu "Her Şey Normalmiş Gibi". Kitabın ismi çok çarpıcı ve ironik değil mi? Yaşadığımız anormal dünyada ayakta ve hayatta kalabilmek için, normal-miş gibi yaptığımız bizleri tanımlıyor sanki. Hepimizin yakından şahit olduğu, İstanbul patlaması ile başlayan hikaye, okur olarak beni hemen içine çekti.
Farklı dünyalardan iki insan: Arda ve Lora. Onları zorlu bir ilişkinin ana karakterleri yapan şey ne olabilir? Tesadüf mü, yoksa ikisinin de varoluş hikâyesinde saklı bir sebep mi?
Gaye Boralıoğlu, Her Şey Normalmiş Gibi romanında bizi genç bir adamın gözünden kaotik günlere, bir ucu İstanbul’un göbeğinde diğer ucu Diyarbakır’ın rüzgârında gezinen sarsıcı bir hikâyeye götürüyor. Hem toplumsal atmosferi yeniden gözden geçiriyor hem de bizi şu zamansız soruyla baş başa bırakıyor: Yaşadığımız çağda sahici bir aşk mümkün mü?
Buzlu kahve eşliğinde sayfalarında kaybolduğum bu kitap, gerçekçi dili mitlerle harmanlayarak ikili ilişkilerimize ve haletiruhiyemize ayna tutuyor. Altını çizdiğim pek çok duygu ve durum tespiti oldu.
Sizce bu çağda sahici kalabilmek ve sahici bir bağ kurabilmek hala mümkün mü?
@iletisimyayin @gayeboralioglu