·294 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Mart 2026 19:54 En sevdiğim yazarlardan olan, yeraltı edebiyatımızın büyük şairi Küçük İskender'in eserlerini okumaktan büyük keyif aldığımı belirtmek istiyorum ve incelemeye geçiyorum.
Öncelikle romanın ismiyle başlayalım...
''Flu'es'' ismi, yazarın özellikle tercihi diye düşünüyorum. Flu' kelimesi: bulanık, puslu, net olmayan anlamlarına geliyor. -es takısını da çoğul olarak kullandığını varsayarsak; ''bulanık şeyler'' veya ''puslu şeyler'' olarak adlandırabiliriz. Öte yandan, İngilizcede grip anlamına gelen: İnfluenza'yı da çağrıştırır. Roman boyunca o ateşli ve sayıklama hâlini düşünürsek, bu anlamı daha da tutarlı geliyor. Çünkü anlatıcı, ateşli bir hastalık geçirirken sayıklama hâlinde olan bir bilinç akışı içindedir.
Marjinal ve beatnik bir tarzı olan yazarın, bu şekil bir adlandırmaya gitmesi gayet normal. O sık sık şiirlerinde, İkinci Yeni gibi alışılmamış bağdaştırmaları kullanır. Bazen de şiirlerini bu iskelet üzerine kurar.
Romanın dili şiirsel ve deneysel. Yazar şiirsellikten kopamıyor, bu nedenle romanı okumak (hele ki Küçük İskender tarzını aşina değilseniz) biraz gayret istiyor. Çünkü klasik bir anlatıya; giriş-gelişme ve sonuç bölümlerine sahip değil. Belirli bir olay örgüsü yok. Hatta bir olay örgüsü de yok diyebiliriz.
Romanı okurken bir olayı ya da olaylar dizisine şahit olduğumuzu hissetmek istesek de yazar buna izin vermez. Parçalı yapısı nedeniyle sürekli zihnimizde bir eksiklik ve soru işareti bırakır... Daha çok bir bilinç akışında dolaşırız. Bazen gerçekle yüzleşir, bazen de halüsinasyon hâlinde buluruz kendimizi. Romanın genel atmosferi oldukça tekinsiz ve karanlıktır. Burada aklıma Bilge Karasu'nun ''Gece''si gelse de Flu'es daha farklı bir yapıdadır. İskender, burada bütün kuralları yıkmış, tüm tabuları altüst etmiştir. Biçimsel olarak her şeyi yıkmış, adeta kendi bilincindeki dünyayı yaratmıştır. Bizde onun bilincinin en karanlık katmanlarında gezinip dururuz.
Tematik ve içerik olarak baktığımızda; gece hayatı, marjinalleşmiş karakterler(çok aşırı marjinal), uyuşturucu, alkol, fuhuş, cinsellik ve eşcinsellik gibi unsurlar romanın çekirdek yapısını oluşturur. Yazar öfkeyle, melankoliyi harmanlar. Neredeyse çoğu bölümde iki duygu sıra sıra verilir. Mekân olarak İstanbul'u ve kirli sokakları kullanır. İstanbul kişileri kusar ve yutar. Mekân adeta ikinci bir başkarakter olarak yer almaktadır. İçerikteki her yeni bölümün bir başlığı vardır. Her başlıkta yazarın kendi bahsetmek istediği şeyler bulunur. Yazar bir de senaryo yazmıştır. Romanın bir kısmı ciddi anlamda senaryo formatındadır. Bu kısımlarda müstehcenlik ve cinsellik oldukça üst düzeydedir.
Yazar, yasak arzularını kullanırken dilin imkanlarından ve alışılmamış bağdaştırmalardan yararlanır. Cümleleri bazen çok uzundur, bazen de kısa ve nettir. Bir neşteri andırır. Bazen bir günlük okuduğumuzu düşünürüz. Türler arası geçiş mevcuttur. İmgeler çok baskındır. Zihnimizde bir sinema filmi canlanır bazen. Yazar engellenen arzularını, saldırganlığını, cinselliğini oldukça sert ve radikal bir şekilde metne döküyor. Hem iktidarın, hem mahalle baskısının hem de sanatın baskıcı yapısına başkaldırıyor... Yani bu romandaki hakim tema onun bu başkaldırı ve isyanını temsil ediyor. Sınırsız bir yaratma evreninde, sınırsız arzu ve nesneler vardır. Kimi zaman gerçekle absürd içe içe geçer. Bir halüsinasyonun içerisinde hissederiz kendimizi. İdeolojinin baskılayıcı unsurlarını dilin ve yazının kurallarını hiçe sayarak yok eder. Karakterleri genelde topluma ve hayata yabancılaşır... İçerik hakkında söylenecek çok söz olsa da genel çerçeve böyledir.
Dilin ve gerçekliğin bozulduğu, hayal ve halüsinasyonun iç içe geçtiği, karakterlerin ve olayların deforme olduğu bu romanı okumak; zor ama keyifli bir süreç... Yazar anarşist bir estetik anlayışıyla varoluşsal sancılarını, kimlik arayışını Flu bir şekilde anlatmıştır. Bir olay örgüsü değil de bir ruh hâline şahit oluruz. Okurken bunları göze alarak okumalısınız.