Batak ya da Eylemsizligi Tatlı Huzuru
Puan vermedi·125 syf.··
2026 5. kitabı
Andre Gide’nin bir şekilde hem genelde yazarların hem de özelde kendi yazarlık sürecini de ironik bir şekilde mercek altında tuttuğu bir üst kurmacadır, Batak. Batak, yazarın bir yandan yazdığı bir yandan da yaşadığı bir hayatın içiçeliğiyle ilerler. Yazar etrafındakilere bir kitap yazdığını söyler ve bu etrafındakilerin isteğiyle kitabı onlara okur. Kitabın içeriği, virgilyus’un pastoral çoban karakteri Tityre’nin bir bataklık karşısında uzanarak kurmuş olduğu düşünce şemasının, yazar tarafında, bir düşünce olarak kendi gündelik hayatına uyarlaması süreci olarak gelişecektir. Yazara göre bataklık bir yer değil bir düşünme biçimi. Kişiye musallat olmuş, kişinin eylem şemasını daraltmış, pasif bir mutluluğun seyrinde ilerleyen bir eylemsizlik halidir. Yazar, içinde yaşadığı toplumun pasif mutlulukların sükûnetiyle sarhoş olmuş, gündelik rutinlerin ve gevezeliklerin içinde maddi kayıplardan başka kayıplara inanmayan ve üzülmeyen insanların eylemsizlik hallerinde hep rahatsızdır. Bu insanları hayatı, tutukuların değil, zorunlukların hayatıdır. Batak,” diye söze başladım, “sıradan bir arazi ve herkesin içinde yaşattığı bir kişinin hikâyesi; bizimle yaşayan ama bizimle ölmeyen sıradan insanın, üçüncü kişinin hikâyesi. Vergilius onu ‘Tityre’ diye isimlendirir. Özellikle de sürekli uzanıp yattığından bahseder; Tityre recubans. Batak, uzanıp yatan bir adamın hikâyesidir.” S. 55-56 Modern hayatın çelişkileriyle paronayak olmuş ve bunu normal addedip devam eden kişilerin hikâyesidir, Batak. Sıradanlığın uyutucu etkisiyle zihnimize raptolmuş bizi kendi bilincimizle vurmaya çalışan bir hastalıktır, Bataklık. Evet beyler, Tityre hastalıklı!!! Aynı biz gibi, herkes gibi. hepimiz, tüm yaşamımız boyunca hastalık derecesinde kuşkulara kapılmış, bunun sonucunda da kendimizi harap etmişizdir! ‘Akşam kapıyı kilitledin mi?’ Geri dönüp kapı yoklanır. ‘Bu sabah kravat takmış mıydım?’ Elle kontrol. ‘Pantolonumun düğmeleri ilikli mi?’ Emin olmalı. Ah, bakın işte Madruce, hâlâ emin olamadınız galiba! Siz de mi Borace! Görüyorsunuz, bir işi mükemmel halletmeyi biliriz, ama tekrar tekrar yaparız, neden? Çünkü bu durum bizde bir hastalık haline gelmiştir, geçmişe bakma hastalığı. Yapıldığı için yeniden yapılır. Dünün olayları bizden bugünü ister gibidir. Tıpkı hayata getirdiğimiz, sonra bakıp büyüttüğümüz bir çocuk gibi.” S.64 Gide, burada kendi hayatının eleştirisinde yaparak iki tür insanın eleştirisini yapar: Bunlardan birincisi hayatı sadece düşünerek geçirenler, diğeri ise düşünceden yoksun bir hayat yaşayanlar. Bunlardan ilki Titrye; manzaranın karşısında bütün eylemsizliğiyle serilmiş yatarken, ikincisi olan Richard ise gündelik olana dalıp düşünceyi elden bırakmıştır. “Dışarıyla tüm bağları kopmuş, sohbetleri tekdüze, zaman buldukça sırf konuşacak konusu olsun diye gazete okuyor; kendisine ait hiç boş vakti yok. Bu dünyadan göçüp gidene kadar da başka bir şey yapamayacak. Onurundan, âşık olmadığı halde kendisinden daha fakir bir kadınla yuva kurdu. Adı Ursule. Ah! Size daha önce ondan bahsetmiştim zaten. Evlendikten sonra aşkı yavaş yavaş tanıdı onlar. Şimdiyse birbirlerini çok seviyorlar ve mutluluklarını benimle de paylaşacak duruma geldiler. Onlar çocuklarını, çocukları da onları çok seviyor. Bir de aşçıları var. Pazar akşamı bütün aile toplanıp tombala oynarlar. Büyükannenin gözleri fişleri iyi göremiyor, herkes alçak sesle onun yaşlandığını, idare etmek gerektiğini söylüyor” s. 37
Alıntı
BatakAndré Gide · Can Yayınları · 1996240 okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.