Eric Emmanuel Schmitt, Oscar ve Pembeli Meleği kitabında ölümle yüzleşen küçük bir çocuğun hikâyesini anlatırken ağır bir dram kurmuyor; aksine hayatın en zor gerçeğini şaşırtıcı derecede sade ve samimi bir dille ele alıyor. Oscar’ın Tanrı’ya yazdığı mektuplar hem çocukça bir masumiyet taşıyor hem de yetişkinlerin çoğu zaman kaçtığı soruları doğrudan soruyor: yaşamın anlamı, korku, kabulleniş ve vedalaşmak.
Kitap boyunca en etkileyici fikir, Oscar’ın her günü on yıl gibi yaşayarak hayatın tüm evrelerini kısa bir zaman içinde deneyimlemesi. Bu düşünce hem çok basit hem de çok güçlü; çünkü aslında hepimize aynı şeyi hatırlatıyor: hayatın uzunluğu değil, nasıl yaşandığı önemli.
Schmitt’in anlatımı yalın ama duygusu yoğun. Abartılı bir duygusallığa kaçmadan, okuru sessizce yakalayan bir hikâye kuruyor. Oscar’ın her mektubunda hem kırılganlık hem de şaşırtıcı bir olgunluk var.
Okurken insanın içi zaman zaman sıkışıyor ama aynı zamanda tuhaf bir huzur da bırakıyor. Çünkü kitap sadece ölümü değil, kısa da olsa yaşanan bir hayatın değerini anlatıyor.
Bazen bir çocuğun bakış açısı, hayata dair en derin soruları en sade şekilde sorabiliyor.