YEDİ GÜN. ÜÇ AİLE. BİR KATİL.
Fransa'nın güneyinde rüya gibi bir villa.
Dört yakın arkadaş ve kocaları.
Kate, kocasının telefonunda o mesajı gördü.
Şimdi tek bir sorusu var:
"O kadın, en yakın üç arkadaşımdan hangisi?"
Kate, bir cinayet uzmanı. Ama bu sefer çözdüğü suç kendi hayatında.
Sandığı ihanet, sadece bir başlangıçtı.
Bu tatil evinde herkes yalan söylüyor.
Ve yalanlardan daha tehlikeli olan tek şey... gerçeğin kendisidir.
Kocasının onu aldattığından şüphelenen Kate’in arkadaş grubuyla çıktığı Fransa tatilinde başlayan gerilime tanık oluyoruz. Olaylar sadece Kate’in gözünden değil; farklı karakterlerin bakış açılarıyla ilerliyor. Bu anlatım tercihi, her karakterin sakladığı sırları ve gerçekleri parça parça görmemizi sağlıyor. Dolayısıyla her bölüm, şüphelerimizin yön değiştirdiği ayrı bir gizem katmanı gibi.
Başlarda Kate’in diğer kadınları ve kocasını sürekli gözlemlemesi, takip etmesi ve ufak detayları didiklemesi gerilimi diri tutuyor. Ben bile her bölüm sonunda “Tamam, suçlu kesin bu” diye düşündüm ama olaylar hiçbir zaman beklediğim yönde gelişmedi.
Kate’in bir olay yeri inceleme uzmanı olması sebebiyle, gerçeği daha çabuk kavramasını bekliyordum. Tatil süresince verdiği duygusal tepkiler zaman zaman yetersiz geldi. Fakat bunun, yazarın bilerek kurduğu bir tuzak olduğunu anlıyoruz. Çünkü, sıradan bir aldatma şüphesinden çıkarak, şantaj ve cinayet örgüsüne doğru yön değiştiriyor. Her karakterin kendine ait bir karanlığı olması, atmosferi boğucu ama bir o kadar da sürükleyici kılıyor.
Finalde Kate’in kontrolü ele alışı ve kendi adaletini sağlaması ise en sonunda beklediğimiz o zekanın devreye girdiği an harikaydı. Yine de finalin biraz daha net olmasını isterdim. Yazar tam zirvede cümleyi noktalıyor ve devamını hayal gücümüze bırakıyor. Bu biraz sinir bozucu...
Gizem + sır + yalanlar + boğucu yaz tatili atmosferi = tam benlik.
Bir çırpıda okuyup, bitirdim. İlaç gibi geldi.