·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ocak 2021 23:39 Şermin Yaşar burada yine o tanıdık, içten sesiyle konuşuyor. Aile, yoksulluk, kayıplar, anneler, babalar, deli gibi yaşanan hayatlar… Ama bu sefer öyküler daha olgun, daha katmanlı.2021’de Sait Faik Hikaye Armağanı’nı alması da boşuna değil.
Başlık öyküsü Deli Tarla mesela, bir yumruk gibi çarpıyor. Babadan kalan tarla, deli denilen bir yer; annenin ölümü, kardeşlerin miras kavgası, ama mesele o tarlanın aslında insanın içindeki deli tarla olması. Öykülerde hep böyle. Yüzeyde basit hayatlar, altında derin yaralar. Bir adam fotoğrafçıya gidip eski fotoğraflara hikaye uyduruyor, bir kadın annesinin ölümüyle yüzleşiyor, biri yeniden gülmeyi öğreniyor… Hepsi bizden, hepimizden parçalar. Şermin Yaşar’ın dili sade, akıcı, bazen güldürüyor, bazen içini sızlatıyor. Çiğ benzetmeler diyenler var, evet, ama bence o samimiyetin bir parçası hayat da bazen çiğ değil mi?
Kitap, yeniden gülmeyi başarabilen insanların muamması diyor arka kapakta tam da öyle. Acı var, kayıp var, ama bir yerden sonra gülümseme geliyor. Okurken tanıdık yüzler görüyorsun, belki kendi ailen, belki komşun, belki sen. Öyküler kısa ama uzun uzun düşündürüyor, bitince kalkıp bir çay koyasın, pencereden dışarı bakasın geliyor.
Hayatın deli tarlalarında dolaşmışsan, annelerin, babaların sessiz çığlıklarını duymuşsan, bu öyküler sana yalnız değilsin diyor. Okuduktan sonra hayata biraz daha merhametle bakıyorsun.
Öykülerde gerçek hayatın kokusunu, acısını ve umudunu aynı anda arıyorsan, bu kitap tam sana göre. Küçük ama derin, tıpkı bir tarla gibi,deli ama bereketli.
Deli tarla büyür içimizde sessizce,
Acı tohumlar serpilir, yine de gül açar bir yerlerde ebediyen.