65 - EŞİKTEKİ KUNDURA
Babam öldü benim
Geriye eşikte bekleyen kundurası kaldı
Babası ölünce büyürmüş insan
Yaş alarak değil
Asıl sığınaksız kalınca bitiyormuş çocukluk
Babam gitti benden
Ve ben hala arıyorum şefkatini, sıcaklığını
Çünkü hafızamın karanlık odalarının birinde
üşüyen bir çocuk var
Ocağı sönmüş bir evin
Önce tek dayanağımı kaybettim
Ardından güzel insanları
Kalanlar da ya uzaktalardı
Ya da uzaktılar
Hiç bir şefkate değmeyince yaram
İçime gömdüm hıçkırıklarımı
Ve ben sustukça
Cümleler terk etti dilimi
Toprağından söküldü çınar
Güneş çekildi üstümüzden
Dolunay hilale evrildi
Yıldızlar yörüngesiz kaldı
Hepsi karanlıkta şimdi
Gökyüzü anlamını yitirdi
Sessizliğim bir çığ gibi
Kırdı bütün dallarımı
Göç etti içimdeki kuşlar
Yeryüzünü kuşattı hasret iklimleri
Gölgenin terk ettiği evde
Yollara küstü eşikteki kundura
Durdu o köstekli saat
Zaman aynı kışa saplandı
Bense çocukluğuma
Meğer "büyümek" dedikleri şey
Bir daha “baba” diyememekmiş.
Büyümek en son elini tuttuğun yaşta kalmakmış
Büyümek babamın kundurasında geçmişe tutunmaya çalışmakmış
Babam kopup gitti benden
Babasız kalınca kelimelerden alacaklı olurmuş insan
Babasının öldüğü yaşa gelince
Mahcup bir sızı geçermiş
Takvim yapraklarından yüreğine
Zaman sinsice heybemdeki hatıraları yoklayıp
Sesleri çalmaya yelteniyormuş
Bir babanın sesi güvenin, huzurun sesiymiş
Babası gidince bir çocuğun
İçinde sessiz çığlıklar birikirmiş
Sesini hatırlamıyorum
Sahi baba nasıldı sesin ?
Oğlum diye seslenişin
Hangi rüzgarın uğultusunda kayboldu ?
Eşikteki o tozlu kunduran
Tutabilecekmi onca hatıranı ?
Yazar: Mehmet Öztürk
15 mart 2026