Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel García Márquez’in zamanı aşan en dingin ama en derin eserlerinden biridir.
Aşkı bir duygu olmaktan çıkarıp bir “bekleyiş biçimi”ne dönüştürür. Çünkü burada sevgi, tutkulu bir an değil; yıllara yayılan sabrın, eksilmenin ve dönüşmenin hikâyesidir. İnsan, sevdiği kişiyi değil, aslında o kişide kendi anlam arayışını sever.
Roman şunu fısıldar:
Zaman her şeyi değiştirir, ama gerçek aşk değişmekten korkmaz. O, yaşlanır, şekil değiştirir ama yok olmaz—çünkü kökü bedende değil, varoluşun derinliğindedir.
Kısacası:
Aşk, sahip olmak değil; beklerken bile vazgeçmemeyi öğrenmektir.