Yazarın, yoksullukla geçen çocukluk ve yurt yıllarını, önce Almanların sonra Rusların ülkesini işgal etmesiyle yaşadıkları esareti, ailesini ve sevdiği vatanını bırakarak eşi ve kızıyla İsviçre’ye iltica etmesini yine de yazma tutkusundan asla vazgeçmemesini anlattığı kendisi ince etkisi büyük kitap.
Yazarımız iltica ettiği yerlerde hep iyilik görse de göçmen olmanın o eziciliğini hep hissetmiş, önce İsviçre’de sonra Fransa’da ana dilini bırakmanın zorluğunu yaşamış ve vatanına duyduğu özlemi çöl benzetmesi ile açıklamış.
“Çöl burada başlıyor işte. Sosyal çöl, kültürel çöl.Devrim günlerinin ve kaçışın heyecanı yerini sessizliğe,boşluğa, önemli bir şeye hatta belki de tarihe tanıklık ettiğimiz duygusuna kapıldığımız günlere duyduğumuz özleme, memleket özlemine, aile ve arkadaş özlemine bırakıyor.”
Her ne kadar Fransızcayı iyi konuşsa da okuyup yazamadığı için kendisini okumaz yazmaz olarak tanımlamış, eserlerini kaleme almakta zorlanmış, ama yine de yazma tutkusunda asla vazgeçmemiş:
”Fransızca yazmak, mecburum buna. Bu bir meydan okuma. Okuma yazma bilmeyen birinin meydan okuması.”
İyi ki de vazgeçmemiş. Bu tutkusu sayesinde Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan gibi muazzam bir eseri edebiyata kazandırmış.
Yazarın kitaplarını beğenenlerin bu otobiyografiyi de okumasını tavsiye ederim.
“Öncelikle yazmak gerekir, elbette. Sonra da yazmaya devam etmek. Kimsenin umurunda değilken bile.”