Kitabı bitirdiğimde uzun süre etkisinden çıkamadım. “Safkan” sadece bir atın hikâyesi değil; savaşın, dostluğun, sadakatin ve insanın içindeki iyilikle kötülüğün hikâyesi. Geraldine Brooks yine öyle güçlü bir atmosfer kurmuş ki, sayfaların arasında resmen yaşıyorsunuz.
Özellikle Jarret ile Lexington arasındaki bağ beni çok etkiledi. Bir atla bir insan arasındaki o sessiz ama derin ilişki öyle güzel anlatılmış ki, bazı bölümlerde gözlerim doldu. Savaşın acımasızlığına rağmen bu bağın hep dimdik kalması kitabın en vurucu taraflarından biriydi. Brooks’un dili hem zarif hem de akıcı; tarihî detaylar asla boğucu değil, tam tersine hikâyeyi daha da gerçek kılıyor.
Ayrıca sadece geçmişte kalmaması, farklı zaman dilimlerini bir araya getirerek hikâyeyi tamamlaması bence çok zekiceydi. Hem Amerikan İç Savaşı dönemini hem de günümüze uzanan kısmı okumak kitaba ayrı bir derinlik katmış. Özellikle sanat dünyası ve atın iskeletinin izini süren karakterlerin bölümleri çok etkileyiciydi.
Kısacası “Safkan” benim için hem duygusal hem de edebi anlamda çok güçlü bir romandı. Tarih, hayvan sevgisi ve insan ruhunun dayanıklılığı üzerine yazılmış, uzun süre aklımda kalacak bir kitap oldu. Kesinlikle müthişti.