Puan vermedi·200 syf.····Okunma: 18 Mart 2026 18:17 Big Brother'ın en mahrem düşüncelerimize varıncaya dek her şeyi görüp duyacağı bir dünyaya doğru mu gidiyorduk?
Dilin, ancak resmi düşünceye uygun görüşlerin ifade edilebildiği şekilde denetim altına alınıp yozlaştırıldığı bir dünya mı olacak?
İnsanlık türünün yüksek çıkarları adına hareket ettiğni iddia eden kadir-i mutlak bir otorite tarafından her kestin her görüşün, her duygunun izlenip yargılandığı bir dünya mı?
Ancak kendi mahremiyetimiz aşırı bir istilaya uğradığında öfkelenip kafa tutmaya başlıyoruz. Ama bu öfke de kısa sürüyor ve pek şiddetli olmuyor. Sanki tepki gösterme yeteneğimiz uyuşmuş veya uyuşturulmuş gibi.
Konu:
Kitabın daha ilk paragrafında kucağında doğduğum can çekişen uygarlıktan söz ettğimde, sadece Doğu Akdeniz uygarlığını kastetmiyordum. Kuşkusuz o deyim yerindeyse, ölüm döşeğine diğerlerine daha yakındı; her zaman kırılgan, titrek, yitip gidecek gibiydi, şimdi ise harabe halinde.
Ama sahiplendiğim beni beslemiş olan ve bugün sulara gömülme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış tek uygarlık o değil.
Kökenimin ait ollduğu uygarlıkla ilgili olarak şunu da eklemek zorunda hissediyorum kendimi; Yok oluşu içinde getirmiş insanlar açısından ister istemez bir trajedi olsa da, dünyanın geri kalan açısından da buna benzer bir acı söz konudur.
Kitapta ne yok ki :
Çağımızın yaşadığı muazzam teknolojik ilerlemenin büyüsü ardına saklanmış iklim felaketleri, etnik düşmanlıkları, kaybolmuş özgürlük hayali ve pusulasını yitirmiş insanlık.
Uygarlıkların Batışı, doğup büyüdüğü Lübnan'ın çokkültürlülüğünden beslenen ve bunun önemini her zaman dile getiren Amin Maalouf'un ölümcül Kimlikler ve Çivisi Çıkmış Dünya ile başladığı düşünce serüvenine en karamsar durak.
Buzdağını gördüğü halde ilerlemeye devam eden insanlık gemisi için bir taziye Titanic