ÖYLE UZAK Kİ EVİM
10/10
·200 syf.··
2026 8. kitabı
Selam dostlarım Bazen bir ölüm, geride sadece boş bir koltuk değil, nesiller boyu susulmuş devasa bir enkaz bırakıyor; Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı’nın bu satırlarında tam olarak o enkazın altında kaldım. Aslı’nın o ıssız Gevenli Adası’na, sadece dedesinden kalan bir avuç toprağın, bir iki eski binanın peşinden gittiğini sanıyordum ama meğer o yolculuk, insanın kendi içindeki o dilsiz boşluğa atılan ilk adımmış. O soğuk anahtarı kapının kilidine soktuğunda aslında sadece bir evi değil, yıllardır halı altına süpürülen, üstü örtülen, "aman kimse duymasın" denilen o devasa sessizliği de aralamış oldu. Kitabın adı bile insanın kalbine bir bıçak gibi saplanıyor: "Öyle Uzak ki Evim..." İnsan bazen binlerce kilometre öteye gittiği için değil, kendine giden bütün köprüleri kendi elleriyle yıktığı için "evsiz" kalıyor işte. Aslı’nın o tozlu raflarda, rengi solmuş fotoğraflarda, yarım bırakılmış cümlelerde kendi varlığını, kim olduğunu arama çabasını okurken gözlerim doldu. Hani bazen içimizde bir yerlerde tarif edemediğimiz, adını bir türlü koyamadığımız o kocaman boşluk var ya; işte o boşluk meğer bizden önce yaşayanların anlatmaya korktuğu, yutkunduğu o yarım kalmış hikâyelerden ibaretmiş. Atalarımızın, dedelerimizin sustuğu her ne varsa bizim omuzlarımıza bir yük gibi biniyor. Hiç tanımadığımız, yüzünü görmediğimiz insanların yasını tutarken buluyoruz kendimizi. Yazarın dili o kadar fısıltı gibi, o kadar çıplak ki... Hiç süslü laflarla, "ben yazarım" edasıyla yormuyor seni. Aksine, o sızıyı öyle bir getirip önüne koyuyor ki, "Kaçacak yerin yok, bu senin de içindeki o sönmeyen yangın" diyor sanki. Kapaktaki o minicik pencereden görünen sonsuz deniz, aslında bakmaya bile cesaret edemediğimiz o derin, karanlık ama bir o kadar da bizi çağıran iç dünyamızın ta kendisi. İnsan kendi hikâyesinin nasıl başladığını bilmediğinde, bu koca dünyada bir yabancı gibi kalıyor; sesi çıkmıyor, kökü tutmuyor, hep bir yanı eksik, hep bir yanı yarım... Aslı o adada sadece eski binaların odalarını değil, kendi zihnindeki o karanlık, kapısını açmaya bile korktuğu dehlizleri tek tek geziyor. Arman’la karşılaşması ya da Yeleser’in o gizemli varlığı aslında birer tesadüf değil; hepsi o sırlar yumağının birer ucu, Aslı’nın kendi içindeki o bitmek bilmeyen merakının ve korkusunun birer yansıması. "Miras kalan sadece taşlar mıdır, yoksa o taşların arasına sinsice saklanmış, nesiller boyu devreden sessizlikler mi?" sorusu kitabın her sayfasında bir nabız gibi atıyor ve insanı kendi köklerini, kendi suskunluklarını sorgulamaya zorluyor. Bu kitap benim için sadece bir okuma deneyimi değildi; kendi içimdeki o "uzak evlere", yüzleşmekten kaçtığım ne varsa onlara doğru yapılmış, can yakan ama bir o kadar da iyileştiren bir yolculuktu. Bazı sırlar çözülmek için değil, bizi biz yapan o karanlık taraflarımızı kabullenip onlarla barışmak için çıkar karşımıza. Eğer siz de ruhunuzun o dipsiz kuyularında, elinizde bir fener bile olmadan yürümeye hazırsanız, bu rüzgârlı adanın sokaklarında Aslı’yla beraber kaybolun derim. Çünkü bazen o beklediğimiz huzuru bulmanın tek yolu, önce tamamen kaybolmayı göze almaktır.
Öyle Uzak ki EvimÖmür İsfendiyaroğlu Balkanlı · Edisyon Kitap · 20269 okunma
·
54 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.