·104 syf.····Okunma: 13 Mart 2026 00:00 Cehennem Canavarı, Jack London’ın boks üzerine yazdığı kısa bir roman.
Romanda bir boks menajerine yazılan mektup sayesinde ortaya çıkan müthiş bir yetenek ele alınıyor. Bu müthiş yeteneğin babası da eski bir boksör. Baba, menajere yazdığı mektupta oğlunu değerlendirmesi için onu yaşadığı yere çağırıyor ve olaylar gelişiyor.
İşte Genç Pat Glendon’ın yeteneğini, yükselişini ve boks dünyasının kirli yüzünü bu kısa romanda okuyoruz. Romanı önemli kılan, London’ın gerçekten boksa olan ilgisidir. Kendisi bir dönem gazetelere profesyonel boks üzerine izlenimlerini yazmıştır. Ayrıca amatör olarak boksla ilgilenmiştir. Romanın adı da buradan gelmektedir. Romanda adı değiştirilip Nat Belson yapılan ünlü boksör, Bat Nelson’dır. London’ın 1905’te yazdığı ‘‘Oyun’’ isimli kısa roman Nelson’ı çok etkilemiştir. Nelson, London’ın bir maçını izlemesini ve izlenim yazısı yazmasını dilediğini söyler. Bunun üzerine London maçı izler ve izlenim yazısını yazar. Orada Nelson için ‘‘Cehennem Canavarı’’ benzetmesini kullanır. Nelson buna bozulur ve araları açılır. London, yıllar sonra başka bir yazısında bu benzetmeyi ne anlamda kullandığını açıklar ve ikilinin arasındaki buzlar erir. Bu romanda da Nelson’ın adını Belson yapan London, ünlü boksöre âdeta selam gönderir ve romanın kahramanının lakabını da ‘‘Cehennem Canavarı’’ yapar. Romanda dönemin ünlü birçok boksörüne de rastlarız.
Roman 1910 yılında kaleme alınmış. O dönem Amerika’da boks müsabakalarının nasıl yapıldığına ve boks kurallarına dair önemli bilgiler de ediniyoruz. Boksun bazı bölgeler dışında yasak olduğunu, kadınların boks müsabakalarını izlemesinin hoş karşılanmadığını görüyoruz.
London, bu kısa romanında bize dönemin gerçeklerini anlatmakla kalmamış, kahramanlarını da dönemin gerçek isimlerinden seçmiş. Bazı kahramanlarını isminde ufak tefek değişiklikler yaparak kullanmış, bazılarını ise farklı isimlerde kurgulamış.
Burada bahsi geçen büyük boksör Pat Glendon’ın oğlu Genç Pat Glendon ise âdeta kusursuz bir gençtir. Sadece boksa olan yeteneği değil, karakteri de bu kusursuzluğa dâhildir. Glendon’ın romanda saf gücü temsil ettiğini düşünüyorum. Glendon, başka boksörlere benzemez; hem güçlüdür hem hassastır. Şiir okur, kırlarda gezer, fotoğrafla ilgilenir. Doğa ve edebiyatla haşır neşir bir ‘‘Cehennem Canavarı’’dır o. İşte bu alışılmışın dışındaki boksör profili bizi etkiler.
Glendon’ın, babasının mektubu sayesinde menajer Sam Stubener tarafından keşfedilmesi, sonraki süreçte yaşadıkları ve boksörlük yolculuğu romanın temelini oluşturuyor. Glendon, yenilmez bir boksör olma yolunda basamakları çıkarken boksun bilmediği yüzüyle karşılaşacak, çok şaşıracaktır. Bu kadar saf olmasının sebebi de babasıdır. İnsanlardan ve medeniyetten uzakta, vadilerin arasında bir kulübede yaşayan baba-oğul, âdeta vahşi bir hayat sürer. İşte oğlunu böyle bir ortamda yetiştiren Baba Glendon, ondaki saf yeteneği görür ve menajere mektup yazar.
Babasının isteğiyle çok sevdiği yabani hayattan kopmak zorunda kalan Glendon, isteksiz bir şekilde menajerle gider ve büyük bir boksör olma yolunda ilk adımını atar. Babasının isteğini yerine getirip boksun zirvesine çıkmak ve tekrar kırlara, yaşadığı topraklara dönmek ister. Glendon fazla romantiktir ama boks acımasız ve realisttir.
Romanın detaylarına girmek istemiyorum. Glendon’ın macerasını merakla okuyan okur, onun yeteneğinin hangi seviyeye varacağını merak ederken yine onun yaşadığı hayal kırıklığına da ortak oluyor.
Romanın bir yerden sonra boks ekseninden aşka doğru kaydığını da görüyoruz. Glendon, her konuda tecrübesiz bir çocuktur; buna pek tabii kadınlar ve ilişkiler de dâhildir. Romanın bu bölümünde olaylar çok hızlı olup biter. Okurken keşke bu kadar oldubittiye getirilmeseydi dedim. Romanla ilgili olumsuz yorumum da bu. Romanın ikinci yarısında Glendon’ın aşkı ve boksla ilgili yüzleşmek zorunda kaldığı bazı gerçekler çok hızlı geçilmiş ve roman bitirilmiş. London, bu kurguyu çok daha sağlam bir zemine oturtup bir bu kadar daha yazabilirmiş diye düşündüm.
Bu arada kitabın çevirmeni Levent Cinemre’ye değinmeden geçmeyeyim. Her Jack London çevirisinde olduğu gibi yine bu romanın da sonuna muazzam dipnotlar koymuş. ‘‘Çevirmenden İlgilisine Paylaşımlar’’ başlığıyla verilen bu dipnotlarda dönemle ilgili çok önemli bilgiler var. Yukarıda verdiğim bazı bilgiler de işte bu dipnotlardan alıntıdır. Yine bu dipnotlardan roman hakkında çok enteresan bir bilgi ediniyoruz: London, bu romanın konusunu aslında Sinclair Lewis’den satın alır. Lewis, London’a toplam 55 konu önerir, London bunların 27’sini satın alır ve bunun için 137,5 dolar öder. 2025 itibarıyla bu paranın günümüzdeki değerinin 4.650 dolar olduğu da çevirmen tarafından belirtilir. London, satın aldığı bu konulardan sadece 5’ini kullanmıştır ki biri de işte bu romanda ele alınan konudur. London’ın bunu, genç ve parasız yazarları desteklemek ve cesaretlendirmek için yaptığı söylenir. Bu bana oldukça ilginç geldi ve bunu özellikle paylaşmak istedim.
London’ın boks üzerine yazdığı ‘‘Oyun’’ isimli kısa bir romanı, ‘‘Bir Dilim Biftek’’ ve ‘‘Meksikalı’’ adlı hikâyeleri de var.