Puan vermedi·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Mart 2026 22:52 Yusuf Atılgan, Aylak Adam’da modern bireyin yalnızlığını, yabancılaşmasını ve hayatın içindeki anlamsızlık duygusunu derin bir şekilde anlatır. Romanın merkezindeki Aylak C. hem bir kahraman hem de anti-kahraman alarak çıkar karşımıza. Çünkü klasik ve bilindik anlamda başarılı ya da topluma uyum sağlayan bir karakter değildir. C., toplumun çalışmak, düzen kurmak, evlenmek gibi kalıplarını reddeder. Çalışmayı bilinçli olarak istemez ve hayatın anlamını özellikle gerçek sevgiyi arayarak bulmaya çalışır. O, aynı zamanda düşünen, sorgulayan, çevresini gözlemleyen “Aydın” C.’dir.
Atılgan, karakteri isimsizleştirir ve roman boyunca C. olarak biliriz sadece onu. Oysa bir isme sahip olmak kişinin var olmasının ilk adımlarındandır. C., insanın adının onunla ilgili en az ilgili yanı olduğunu ama onsuz olmayacağını söyler. Ama onun sadece bir harfle bahsedilmesi onun kimlik ve aidiyet sorununu gösterir. Böylece C. sadece bir kişi değil, kalabalıklar içinde kendine ve çevresine yabancılaşan modern insanın temsilcisi olur.
Roman dört bölümden oluşur ve bu bölümleri mevsimlerle adlandırır Atılgan: Kış, ilkyaz, yaz ve güz. Bu mevsimler yalnızca Bay C.’nin bir yılını ve zaman geçişini anlatmaz ve onun kendi içindeki mevsimlerinden ve iç dünyasındaki değişimlerinden bahseden metaforlara dönüşür. Kış bölümü C.’nin en belirgin şekilde yalnız, içe dönük, soğuk ruh halini ve geçmişinden taşıdığı izleri gösterir bize. Bir arayış içindedir. Canlanma ve yeniden doğuşun mevsimi olan ilkyazda C.’nin Güler’le bir tür yakınlaşma ve ilişki ihtimali olsa da bu kalıcı olmaz. Mevsimsel bir değişim olsa da Bay C.’nin mevsimi değişmez. Yaz bölümü en yoğun dönemdir Bay C. için. Hayat hızlanır, insan ilişkileri artar kaldığı yazlıkta. Ayşe ile tekrar bir araya gelir. Ancak yine de C.’nin içindeki boşluk dolmaz, bağlanmaktan, sıradanlaşmaktan, komisyoncu babası ve diğerleri gibi olmaktan korkar. Başa döner tekrardan. Güz bölümünde ise doğadaki çözülme ve dağılmalar gibi Bay C.’nin hikayesinde de çözülmeler ve kayıplar olur. Yani mevsimler değişse de C.’nin iç dünyasında bir dönüşüm olmaz.
C.’nin bu halleri geçmişine ve çocukluğundaki travmalarına dayanır. Babasıyla olan ilişkisi, evdeki hizmetçilerle yaşananlar ve özellikle Zehra teyzesiyle ilgili anılar onun kadınlara bakışını derinden etkiler. Bacaklara olan takıntısı, kulak kaşıntısı, bıyık takıntısı onun geçmişinin yüklerini taşır. Çocukluğunda yaşadıkları Oedipus kompleksine dönüşür. C.’nin babasına karşı duyduğu öfke, kadınlara duyduğu ya da onlarda aradığı özellikler, geçmişteki duygularının devamı gibidir. Zehra teyzesinin özelliklerini arar Ayşe’de, Güler’de, şaşı kadında, sinemada ve dolaştığı yerlerde gördüğü kadınlarda. Aslında C.’nin sorunu doğru kadını bulamamak değil, bağlanamama, sağlıklı ilişkiler kuramamaktır. Zaten roman boyunca farklı kadınlarla karşılaşsa da ilişkiler kursa da bu ilişkileri sürdüremez. Bu da modern bireyin yalnızlığını, bağlanma korkusunu ve sürekli kaçışını gösterir.
C.’nin günleri sinemaya giderek, kafelerde oturarak, İstanbul sokaklarında dolaşıp insanları gözlemleyerek geçer. İstanbul kalabalığıyla, hareketliliğiyle C.’nin yalnızlığını daha da görünür kılar. İnsan ilişkilerine de bakışı oldukça mesafelidir. İnsan ilişkilerini alışkanlık ve samimiyetten uzak bir yapı olarak görür. Kalabalıkların içinde olmasına rağmen yalnızlıktan kurtulamaz çünkü aradığını, gerçek sevgiyi, bulamaz. Böylece C.’nin aylaklığı bir tembellik değil, alışılmış kalıpları ve düzeni reddediş, babasına bir başkaldırıştır. Ama o, toplumun dayattığı hayatı kabul etmese de yerine koyabileceği bir anlam da bulmaz.
C.’nin dağınık düşünceleri, geçmişiyle şimdinin iç içe geçmesi, zaman kavramının parçalanması, iç monologlar, günlükler, mektuplar gibi özelliklerle Aylak Adam modern ve postmodernin özelliklerini de bir arada bulundurur. Atılgan bizi bazen diğer karakterlerin, çoğu zaman da C.’nin zihninin içinde dolaştırır. Böylece romanın anlatımında kullanılan bilinç akışı tekniği de onun bu içsel karmaşasını doğrudan gösterir. Onun ideal arayışı, gerçek sevgiyi bulma çabası hiçbir zaman bir karşılık bulmaz tam anlamıyla. Bu yüzden C.’nin hayatı bir kısır döngüye dönüşür. Yeni insanlarla karşılaşma, yeni bir umut, yine hayal kırıklığı ve yeniden yalnızlık döngüsü.
Zaten romanın sonu da bu döngüyü değiştirmez, tam tersine güçlendirir. C. kalabalık bir sokakta bir kadının peşinden gider yine ama onu da kaybeder kalabalıklar arasında ve roman biter. Ve karakter o anda aydınlanmasını yaşar. Çünkü C. aradığı şeyin aslında belki de hiçbir zaman ulaşılmayacak bir şey olduğunu düşünür. Bu açık uçlu son da Aylak Adamı postmoderne bir adım daha yaklaştırır. Ve sonucu okura bırakır. Bence şu soruyu sorar: Acaba C.’nin dört bir yanı gezip bulamadığı şey gerçekten dış dünyada mı, yoksa başından beri kendi içinde mi eksik?
Çok uzun olmayan bir roman, sade ama çok etkili bir anlatım. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan.