Bazı kitaplar okunmaz, insanın içine sızar. Ömer Hayyam’ın rubaileri de tam olarak böyle. Bu metinler sadece şiir değil, aynı zamanda insanın kendine sorduğu en eski soruların yankısı.
Hayyam bir yandan hayatı hafife alıyormuş gibi görünürken, aslında en ağır meselelerin tam ortasında duruyor. İnanç, kader, zaman… Hepsine dokunuyor ama hiçbirine teslim olmuyor. Belki de bu yüzden her dörtlük, bir cevap değil; yeni bir soru gibi.
Sade ama derin. Okurken “ben bunu düşünmüştüm ama böyle söyleyememiştim” hissi veriyor. Zorlamıyor, öğretmeye çalışmıyor. Sadece gösteriyor.
Hayyam'ın diliyle;
Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
....
Hayyam'ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.
Kısacası bu kitap, hızlı okunacak bir şiir kitabı değil. Araya mesafe koyarak, sindire sindire okunmalı. Çünkü bazı cümleler var, bitince değil; günler sonra insanın içinde tamamlanıyor.