Puan vermedi·88 syf.····Okunma: 10 Mart 2026 11:50 Böcekler İçin Dilbilgisi / Mehmet Akif Yılmaz
Kitabı ilk gördüğümde içeriğiyle hiç ilgisi olmayan şeyler düşündüm. Ayriyeten grubumuzdaki bazı arkadaşlar gibi ben de direkt Dönüşüm’ü anımsadım; birinin her an bir böceğe dönüşeceği hissine kapıldım ama kitap sahiden çok başkaydı.
Haniiii bazı duyguların sözlükteki karşılığı sadece birer "etiket" gibi yavan kalır ya... Mehmet Akif Yılmaz, bu kitabıyla bize o etiketlerin çok ötesinde, ruhun en kuytu köşeleri için yepyeni bir gramer sunmuş. Mevcut kelimelerle kendimizi ifade etmeye çalışırken aslında ne kadar "eksik" kaldığımızı; yazarın kendini, hislerini ve hissedemediklerini anlatmak için yeni bulduğu kelimelerle yüzleşince daha iyi anladım.
Özellikle şu iki tanım, o sessiz karakterin çığlığı gibiydi:
Pintula: Kırıldığını belli etmeyen, anlatmaya kalksa utanan, "zaten" kelimesinin ardına hüzün saklayan o mahcup ruh hali...
Tortur: Bir şeylerin artık düzelmeyeceğini anlayıp o "bilinçli dağınıklıkla" yaşamayı kabullenme durumu.
Metin boyunca karakterlerin o sessiz anlaşmalarını, "yarın"ın kurallı ama anlamsız bir cümleye dönüşmesini izlemek, standart bir hikaye okumanın çok ötesindeydi. Bir yazarın; duyguyu doğrudan söylemek yerine onu bir "noktalama işareti", "sessizlik", "ironi" ya da "mutfaktaki karıncalar" üzerinden somutlaştırması, yazarlık zanaatı adına gerçek bir ders niteliğinde.
Ancak itiraf etmeliyim ki, kitaptaki isimsiz karaktere yer yer çok kızdım. Neden bu kadar çok susuyorsun? Konuşmayı tercih etsene! Karakter, Nermin ile bu sessizlik üzerinden "anlaştığını" sanıyor, hatta bu dilsizliği seviyor ama bana kalırsa bu evliliği asıl bitiren şey, o çok güvendiği "sessiz anlaşma"nın ta kendisi olmuş. Sessizlik bir köprü değil, bazen geri dönülmez bir uçurumdur çünkü.
Kitabın sonunda Nermin’e düştüğüm o not: "Beni de çok üzdün."
Aslında bu üç basit kelime, kitabın bize anlatmaya çalıştığı o "yetersiz dilin" en somut örneğiydi. Bazen en karmaşık hayal kırıklıkları, en düz cümlelerin altına gizlenirmiş.
Kitap bittiğinde zihnimde kalan sorulardan biri şu oldu: Beraber yaşamaya, birlikte yürümeye değiyorsa virgüller, üç noktalar ekliyoruz hayata; peki ya değmediğinde o noktayı koyacak cesareti nereden buluyoruz? (Bunu tüm ilişkilerimiz için düşünebiliriz.)
Siz de eğer bu kitapla buluşursanız bir gün, kendinizi ifade etmeye çalıştığınız anlarda kullandığınız kelimeleri hep eksik hissedeceksiniz. İfadeleriniz sanki hep yarım kalacak. Belki siz de yeni kelimeler bulursunuz kendiniz için, kim bilir...
Kitapta bunlar dışında değinmek istediğim o kadar çok detay var ki ama okumamış olanlara haksızlık etmek istemiyorum. Biraz da size kalsın. Sustuklarını anlatacak kelime bulamayanlara ve "uzaktan sevenlerin daha az incindiğine" inananlara bu dilsiz ama çok sesli kitaptan bir selam olsun.
"İnsan bazen anlam aramaktan, hayatın en basit zevklerini kaçırıyordu" diyor yazar. Ben bu kitapta hem o kaçan anlamları, hem yüzleşmekten korktuklarımı, hem de icat edilen ve ilgimi oldukça çeken yeni kelimeleri buldum.
İşte yazarın kendini ifade edecek yeterli kelime bulamadığından icat ettiği bazı kelimeler:
Yoftıl: Birinin varlığı gitse de ona karşı özenin kalması.
Dıptırık: Kızgınlığını nezaketle örten.
Tortur: bir şeylerin düzene girmeyeceğini anlayıp bilinçli olarak dağınık yaşama hali.
Furteva: Bir davranışın içine gizlenmiş niyeti kelime kullanmadan iletme hali. Davranışlar aracılığı ile konuşmak.
Pintula: Kırıldığını belli etmeyen, anlatmaya kalkınca utanan, "zaten" kelimesi ile hüznünü örtüp kırgınlığını saklayan ruh hali.
Hakkımsı: Tanımadığı birini özleyen insanların yaşadığı geçici hassaslık durumu.
Yazarın kalemine sağlık.