"Sana, beni hiç tanımamış olan sana." diye başlayan bir mektup. Bu cümle bütün hikayenin özeti aslında. Viyana gezisinden dönen ünlü roman yazarı Bay R. ( kitapta isim bu şekilde geçiyor) evinde onu bekleyen mektupları ilgisizce inceledikten sonra, dikkatini çeken bir mektubu okumaya başlaması üzerine hikaye başlar. İsimsiz bir genç kadından gönderilen bu mektup, kimine göre bir aşk kimine göre saplantı...
Genç kadın, defalarca karşılaşmalarına, hatta ilişkilerini ciddi boyutlara taşımalarına rağmen kendisini hatırlamayan, kadının varlığını bu kadar görmezden gelen adama duyduğu bağlılığı ve tanıştıkları günden itibaren nasıl bir ilişki yaşadıklarını okuyoruz mektupta. Adam için hayatında her kadın gelip geçici. Fakat genç kadın için durum hiç öyle değil. Omür boyu süren suskunluk, kendi hayatını yok sayacak kadar, varlığını bile bilmeyen bir adama duyulan bağlılığın bir hayatı hangi noktaya sürükleyebileceğini gösteriyor kitap. Üstelik hayat ona çok daha güzel fırsatlar çıkartmış olmasına rağmen, onun ısrarla karanlığa sürükleniyor olması kitabın ayrıca ele alınması gereken psikolojik yönünü de ortaya koyuyor.
Stefan Zweig kitaplarının en güzel yönü insan psikolojisini derinlemesine bu kadar güzel ortaya koyuyor olması. Her kitapta oluşturduğu karakterin, derinde kalmış bu yönlerini o kadar başarılı bir şekilde ortaya çıkartıyor olması, kısacık hikayeleri etkileyici kılıyor ve sonuna kadar merakla okutuyor.