Öyle bir kitap okudum ki…
Kimin yerine üzülsem, kime kızsam, kimi haklı bulsam karar veremedim.
Bu hikâyede herkes yaralı.
Ve herkes bir şekilde haklı.
Nilgün…
Daha doğduğu anda hayata yenik başlamış bir kadın.
Sevgi nedir bilmeden büyüyor, tek umudu ise bir gün anne olabilmek. Çünkü onun için sevilmenin tek yolu bu.
Ama hayat onunla hiç kolay bir dil konuşmuyor.
Olmayan bir çocuk, giderek takıntıya dönüşen bir boşluk ve yanlış insanlara bağlanan umutlar…
Bir yanda doktor Tarık,
Bir yanda kocası İbrahim,
Ve bir anda hikâyeye dahil olan Funda…
Her şey öyle bir noktaya geliyor ki artık bu bir aşk hikayesi olmaktan çıkıyor.
Bu, eksikliğin, yalnızlığın ve saplantının hikayesine dönüşüyor.
Ve sonra…
Her şeyi altüst eden o gerçekler.
Kitap ilerledikçe “yok artık” dediğim o kadar çok an oldu ki…
Sonunda ise gerçekten sarsıldım.
Şunu net söyleyebilirim:
Bu kitap sadece okunmuyor, insanın içine işliyor.
Kesinlikle okuyun.