·464 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Eylül 2025 19:14 Suriyeli yazar Rafik Schami’nin kitaplarını okurken bir masalın içinde olduğum hissine kapılıyorum. 'Hattatın Sırrı' da o büyülü dünyanın kapısını açtı yine. 1950’lerin Suriye’sinde gezdiriyor beni yazar. Şam sokaklarında, binaların içinde, duvarların ardında yaşananları görmem için gizemli bir şekilde kurgunun bir parçası yapıyor beni üstelik. “Sokaklar, evler, meydanlar, çarşılar ne kadar da Antakya’ya benziyor,” diye düşünüyorum elimde olmadan. Kişisel yaşantı, politik ve kültürel olanla ustalıkla harmanlanmış romanda. Farklı dinlere inanan insanlar, aynı yerde yaşasalar bile görünmez sınırlarla birbirlerinden nasıl da ayrılıyorlar. Yazıya dökülmemiş kurallarla çevrili hayatlar. Yine de her zaman birileri çıkıp bu kurallara karşı koyma cesaretini gösterebiliyor. Açık açık bunu yapamayanlar da başka çözümler buluyorlar kendilerine hayatı yaşanabilir hâle getirmek için. Kültürler, insan yapımı kadim yapılar. Kadim olmaları, değiştirilemez unsurlara sahip oldukları anlamına gelmez ya da gelmemeli. Aslolan -her kim olursa olsun- insanın mümkün olan en iyi şekilde yaşaması bana göre. İnsana rağmen insanca yaşamak için direnenler bugüne kadar hep var oldu, olmaya da devam edecek. Hattatın Sırrı’nda bolca dedikodu var. Zulüm, entrika, güç mücadelesi, kibir, intikam, bağnazlık, çarpık ilişki ve çok daha fazlası iç içe. Bolca aşk var, ama en çok da sevgisizlik var. Her ne oluyorsa sevgi yoksunluğundan olmuyor mu zaten? İşte kitaptan bir alıntı: “Allah bizi olacaklardan korusun.” (s. 144)