Bazı kitaplar sadece bir hikaye anlatmaz, okurunu başka ülkelere, başka zamanlara ve başka bir tutkunun kalbine götürür. İşte tam olarak böyle bir eser Siyah Lale...
Hapishane duvarları içinde başlayan bir aşk, bir çiçeğin peşinden gidilen bir tutku ve bu yolda göze alınan her şey...
Cornelis Van Baerle okumuş soylu genç bir doktor. Çiçeklere ve özellikle lalelere çok düşkün... Hollanda, tarihinin en sancılı günlerini yaşadığı günlerde, Çiçek Üreticileri Derneği ilk siyah laleyi yetiştiren kişiyi ödüllendireceğini ilan eder. Bu ilanı duyan Van Baerle, ilk siyah laleyi yetiştirmek için harekete geçer fakat devlet adamı olan ve çok sevdiği manevi babasının başına gelen haksız olaylara kendisi de dahil edilince, ürettiği lale soğanlarını yetiştiremeden hapse atılır. Aynı amaç için çalışan ve yaşamını lalelere adamış, Van Baerle'ye büyük kıskançlık besleyen komşu Isaac Boxtel, Van Baerle'nin başına gelenlere çok sevinir. Baerle'nin Siyah Lale soğanlarını keşfettiğini gördüğü günden beri kötü planlar yapar ve yarışmayı kazanmak için bu soğanların peşine düşer. Peki Van Baerle lalesini yetiştirebilecek mi?
Başına gelen bu kadar talihsiz olaylar karşında Van Baerle'yi yaşama bağlayan, suçsuz olduğuna inanan ve bunu ispatlamaya çalışan, bütün zorlukları onunla birlikte yaşayan güzel Rosa...
Sabrın, inancın, sevginin ve merhametin güzelliği ile kötülüğün, kıskançlığın ve haksızlıkların bir arada yaşandığı harika bir hikaye...
Niyet insanın ne yapacağını gösterir. #alıntı