·114 syf.····Okunma: 20 Mart 2026 22:20 Felaketzedeler Evi'ni bitirmem yaklaşık 2 saat sürdü. Kitap o kadar hızlı akıyor ki, kendinizi bir anda Miami’nin o rutubetli, sefalet kokan bakımevinde, William Figueras’ın hemen yanı başında buluyorsunuz. Ancak bu akıcılığın yanında, okurken yer yer öyle bir rahatsızlık hissi yaşadım ki, sayfalar arasında boğulduğumu hissettiğim anlar bile oldu.
Kitabın başkahramanı William, aslında yazar Guillermo Rosales’in kendi sürgün hayatının bir yansıması. Şizofreniyle boğuşan, sigara dumanına sığınmış ve şiddete eğilimli bu adamın dünyası sandığımızdan çok daha karanlık. Özellikle William’ın Francis ile olan ilişkisi tek kelimeyle tuhaftı; aralarındaki o hem bağımlı hem de şiddet dolu bağ, okurken insanı gerçekten geren ve anlamlandırması güç, çok garip bir atmosfer yaratıyor. Bir diğer yandan bakımevinin o mide bulandıran yemekleri, müdürün bitmek bilmeyen haksızlıkları ve oradaki insanların "iğrençliği" arasında gidip gelirken şunu fark ediyorsunuz: William, nefret ettiği o sistemin ve o insanların aslında tam bir aynası rolünde.
Dürüst olmak gerekirse sosyal medyada bu romanın bu kadar çok övülmesini ve göklere çıkarılmasını biraz abartılı buldum. Evet, etkileyici ve sarsıcı bir tarafı var ama "aşırı beğendiğim bir roman" kategorisine girmeyi başaramadı benim için. Hikayenin net bir sonla bitmemesi, karakterin ruhsal karmaşasının bir parçası diye düşünüyorum; ancak bu durum bende sadece havada kalmış psikolojik çıkarımlar bıraktı.
Eğer olay örgüsünün nereye varacağından ziyade, bir insanın zihnindeki o yıkımı ve çürümeyi hissetmek istiyorsanız, bu 2 saatlik yoğun deneyimi yaşayabilirsiniz. Zira Rosales bizi kurtarmıyor, sadece o karanlığın içine atıp kapıyı üzerimize kapatıyor. Ama beklentinizi sosyal medyadaki o büyük yorumlara göre çok da yüksek tutmayın derim.