Gönderi

Müslümanca Şuur Nedir?
Bayram paylaşımım da müslümanca şuur dedim olur ya ne demek istediğim anlaşılmamıştır. Anlatayım: Müslümanca şuur sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda hayatın her alanında tezahür eden bir zarafet, vakar ve hakikat arayışıdır. Her şeyden evvel bir asalet ve usul davası olan bu duruşun temel taşını, nerede, nasıl ve neye istinaden konuşacağını bilmek oluşturur. Mümin, hayatın her safhasında feraseti arayan, kafirle iletişiminden münafığa karşı muamelesine, devlet ve millet anlayışından ferdi ahlakına kadar tüm adımlarını Kuran ve Sünnetin sarsılmaz nasları ile bin yıllık kadim bilgi birikiminin süzgecinden geçiren kimsedir. Bu mukaddes miras ortadayken, ilmin izini itikadi yasalar çerçevesinde sürmek yerine, sosyal medya mecralarında türeyen, dini derinliği meçhul hoca, alim, felsefeci veya emekli esnaf gibi figürlerin popülist söylemlerine prim vermek, suyun kaynağı dururken bulanık bir kovadan susuzluk gidermeye çalışmaktır. Bu gibi kanallara mesafeli durmak bir tercih değil, zihinsel ve ruhsal bir zorunluluktur zira bilginin en saf halinden uzaklaşıp başkalarının kovasından dökülen bulaşık suyunu içmek sadece susuzluğu gidermez, aynı zamanda zihni ve kalbi kirletir. Günümüzün suyu çıkarılmış güncel kitapları ve konfor alanına hitap eden yapay içerikleri, insanı meşakkatli ama bereketli olan hakikat yolculuğundan alıkoyar. Oysa asıl saadet ve temizlik, telif eserlerin, klasik metinlerin ve safi müfessirlerin bıraktığı o tertemiz menbaadır. Bugün tebliğ adı altında yürütülen fakat özünde cedel, reddiye ve muarızı susturma yarışı olan yöntemler, ne Efendimizin ne de güzide ashabının metodudur. İslam tarihinde tebliğ reddiyelerle veya dijital odalarda ateist susturma şovlarıyla değil, hal dili ile yani şahsiyetin bizzat ışık saçmasıyla gerçekleştirilmiştir. Reddiye kültürü, insan psikolojisinin savunma mekanizmalarını tetikleyerek muarızı daha da uzaklaştıran, iknadan ziyade şöhret ve izlenme kaygısına hizmet eden bir tuzaktır. İslamın nuru zaten her türlü batıl fikri susturmaya muktedirdir; eğer bir suskunluk hasıl olmuyorsa bu hakikatin eksikliğinden değil, anlatıcının halindeki ve bilgisindeki noksanlıktandır. Dolayısıyla cedelleşmeye lüzum yoktur, usulünce fikir savunulur ve usulde dinsize gizli reklam yaptırılmamalı, prim verilmemelidir. Kurtuluş, ifade yeteneği güçlü olanların değil, iman edip salih amel işleyenlerin ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin hakkıdır. Müslüman, İslamın o büyük nurunu taşıyan ve onu kendi şahsında mücessem kılan kimsedir; sosyal medya odalarında şov yaparak değil, Efendimizin o kuşatıcı merhameti ve sahabelerin o derin sessizliğiyle tebliğ etmelidir. Yeni nesil kliklerin zehirsiz görünen dijital ikramları, zihni konfor alanına hapsettiği için hakikatin o meşakkatli yolculuğundan bizi alıkoymaktadır. Kurtuluş, o yapay zeka ürünü ve sosyal medya kurgusu olan oyuncak hocalardan uzaklaşıp kütüphanelerin tozlu raflarında bizi bekleyen o safi telif eserlere ve klasik metinlere dönmektedir. Şöhret ve para gibi insani zafiyetlerin dini birer aparat haline getirilmesine mahal vermemek gerekir. Geçmişin sarih ve tertemiz bilgi hazinesi önümüzde dururken, sosyal medyanın oyuncak figürlerine prim vermeyerek şeytanın saf niyetli görünen bu kapılardan sızmasına engel olunmalıdır. Müslüman, kendi temizliği ile çirkin olanı kıyas ettiren bir ilham kaynağı olmalı, kirlenmiş mecraların gürültüsünde kaybolmak yerine menbaın sükunetine ve berraklığına rücu etmelidir. İslamın nuru yaşayan bir haldir ve o halin kaynağı çağın getirdiği bu hızlı ve sığ tüketim kültüründe değil, asırlardır bize miras kalan o derin bilgi havuzundadır.
Duygu ve Düşünce
·
133 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.