Kitap, o ilk gençlik yıllarının masumiyetini, hayal kırıklıklarını ve "hiç geçmeyecekmiş" gibi gelen o yoğun duygusal sancıları merkeze alıyor. Benim için bu metni okumak, zaman makinesine binip kendi on yedi yaşıma, o her şeyin hem çok mümkün hem de çok imkansız göründüğü yaşa geri dönmek gibiydi. Yazarın kurduğu o samimi ve içten dil, sanki yaramıza merhem sürmeye çalışan eski bir tanıdığın teselli cümleleri gibi zihnimde yankılandı. kitabın her bir satırında "ait olma" ve "anlaşılma" arzusunun ne kadar baskın olduğunu fark ettim.